26 Temmuz 2012 Perşembe

İnsan ilişkileri ve çok sevgili -bazen de sayın- Christian Bale. 


evet şiirlerin üzerine çok güzel gidiyor.

'Çarmıha Geriliş'ten Ayrıntı*

*Ah Muhsin Ünlü

Annemi özledim. Özlemi anniyorum. Anlıyorum. Zenit bana ne söylediydi, hatıralanamıyor. Kurumlar ve kuramlar beni anneme üzüyor. Bende şiir yazabilme kaabiliyeti varmış, öyle söylüyorlar. Ne dediğimi bilmemek istiyorum. Hakkımı aramamak istiyorum. Boş başıma dolaşmak istiyorum. Sosyalleşmek istememek gibi bir hak tanınmak istendiriliyorduğum. Sahipsizim. Sonra sokokta dolaşırken her şeyi rasyonalize etmek durumunda kalıyorum. Bazı kediler rasyonalize olmak istemiyorlar. Annem rasyonel ne demek, ağlamıyor. Kendimi bana bırakmak istiyorum. Annemi özlediğim için kızlardan uzak duruyorum. Kızlar bana yaklaşmakda zorluk çekiyorlar. Köfteci de öyle. O da bana yaklaşmakda zorluk çekiyor. Canım akşamları daha çok sıkılıyor. Annem daha çok. Akşamları hava siyah oluyor. Havaya bakıyorum. Hava bana bakıyor. Bana salık verilecek sevgiliyi doğrudan reddetmek durumundayım. Kızlar bana önem vermemek konusunda tutarlılar. Köfteci de öyle. O da bana önem vermemek konusunda tutarlı. Annemi özleyince, annem yok ya hani, böylece Hayati'ye bakıp, Hayati'ye bakıyorum işte. Yani şey oluyor. Hayati benim hayatımda etkili bir yere sahipmiş ben de hani Hayati'ye bakıyorum ya, hah, işte Hayati'nin yani şey. Sonra dışarı bakanca bir küçük irrasyonel kedi görüyorum. Kedi bana aç aç bakıyor. ben ona artık annemi özlediğim için konuşmakmak istemediğimi ancak rasyonel anne kedisiyle gidip gitmesini işte istedim. Kedi bana bakıp gitti. Ben gece korkunca istemediğim kitaplar okuyup anlamadığım annelere saygı duyuyorum. Ataya saygı hamurumun içinde varmış. Benim hamurum orda. Annem beni sevip özler. Ben de böylece yalnızken annemi düşünüp irrasyonel kedi gibi annemin peşinden gidemem. Sonra annemi de rasyo.... Neyse...*

*gidiyorum bu, ah muhsin ünlü, sel yayıncılık, 7. baskı, mart 2012, s. 18-19

Şiiri aynen aktardım; noktalama ve imla şiirin basılmış orijinal haline aittir.

25 Temmuz 2012 Çarşamba

Kaçak Yaşama Yergisi*

*Turgut Uyar

Günlerden o gün alıp başımı evin yolunu şaşıracağım
Taze ekmeğim eski kanlarım benim ellerim şaşıracak
Ya da tek başına acıkacaksın sen tek başına gözlerin
Hiç umrumda değil ya şundan şundan şundan korkuyorum
Kim uydurdu bu haziranı bu temmuzları bu yaşamaları gizli kapaklı
Bu yulafları oğlakları bardakları bu bütün puştlukları bu şarkıları
   Hiç umrumda değil yoksa yalnızlıklar, bozuk paralar, uzun boylu ay ışıkları, gelip gelip giden sarhoşluklar, sabahleyin yalnız yatakta az az üşümek, hani insanın kendi kendini bulamadığı, hatırlayamadığı saatler olur ya, işte onlar. Bir keresinde böyle saatlerin birinde bir şarkı duymuştum da işimi gücümü koyup sokak sokak bir kadın aramaya çıkmıştım. Sonra bulamamıştım. Bir iğrenmiştim nedense, gidip bir köşede kusmuştum.
Akşamları eve hep arka sokaklardan dönüyorum
Pencerelere bakmıyorum dükkânların mostralarına bakmıyorum
Kadınların eteklerine bakmıyorum hiç
Sağıma soluma bir baksam biliyorum sapıtmak işten değil
Bir baksam ertesi gün kim bilir nerelerde olurum
Uzak şarkıları dinliyorum sıkı sıkı âşık oluyorum
İyi niyetle merhaba ağaçlar evler bildik bulutlar
Öğrenciler memur kişiler bana benzeyenler
Ben kaçmaya çabalıyorum hoşnut muyum
Siz kaçtığınız yerde hoşnut musunuz
Konuşup gülüşüyoruz umumhaneye nasıl gittiklerimizi anlatıyoruz
Hiç yanıma yöreme bakmıyorum
İlle şeytan minarelerini düşünüyorum büyük pullu deniz dibi balıklarını
Kadınlar adamlar şehri uğultularla dolduran namussuz kalabalık
Yorgun kalabalık iyi kalabalık alaycı düzenbaz kalabalık
Bir karışsam içlerine bir uysam biraz gülmesem
Ertesi gün kimbilir nasıl yaşarım
   Bir çalıştığım oda var üç pencereli, bir arka yol, bir gökyüzü, diğim artık kurtulduğum ağır aksak gökyüzü, her gün her sabah bir şu kadar kuşun, adamın, uçağın, yağmurun yunup arındığı gökyüzü, bir de geceye karışmaya başlayan tek tük ışıklı, ama nasıl sıcak ışıklı tanıdık evler, Zekeriya Bey'in evi, Süheyla Doğrusöz'ün evi, Ali Özaçar'ın bakkal dükkânı, Temiziş kolacısı Süleyman, sonra kendi evim, yatağım, yorganım, çorbalar
Gidiyorum geliyorum dünyayı bu kadarcık belliyorum
   Halbuki biliyorum biliyorum ama ne ben yokum ne onlar eksik
Akşamları hep arka sokaklardan dönüyorum
Biraz bıkkın bir parça kırık korkunç umutsuz ve sakin
Eve geliyorum seni buluyorum bir seviniyorum bir kızıyorum

Sonra biliyorsun*

*büyük saat, turgut uyar, yapı kredi yayınları, 9. baskı, nisan 2010, istanbul, s. 123-124

12 Temmuz 2012 Perşembe

Sad & Beautiful World*

Yaz aylarının da hüznü var, satın aldığımız dakikalık duygular arasında kendine ayrı bir yer edinen. Aslında eylül ayını çağrıştırıyor şarkı bana, sanki kaçışı olmayan o rutine yağmurlu bir günde dönüş gibi. Ama farketmiyor aylar fazla, sonuçta kurgu-gerçeklik alacasında devam eden bir yaşamımız var. Yaz aylarıyla ilgili o yargıya uzun zaman önce varmış olsam da bu aralarki favorim Community'de "istenmeyen yaşlı adam" Pierce'in söyledikleri de takıldı kafama. Evet, sadece bir TV komedisi belki ama biz de sadece yaşıyoruz sonuçta, abartmanın manası yok. Ben yaşamı da izlemeyi seviyorum zaten. Hani şu atari salonlarındaki on-rail oyunlar gibi bazen, elimizdeki kordonlu plastik silahla nereye ateş edeceğimize karar veren biziz ama ekranda neyin olduğu da belli zaten. Gereksiz olduğunu söylemiş miydim? Hayır, kendimi tekrar etmekten çekinmiyorum, hatta mutluluk duyuyorum istikrar diye kükreyen devletler gibi. Sessizlik.  




*hüzünlü ve güzel dünya-sparklehouse. evet nuri bilge ceylan çağrışımı yapmak serbestmiş, ama yine de hoş değil.

4 Temmuz 2012 Çarşamba

Ron Swanson, Parks and Recreation


Parks and Recreation dizisinin sevgimi kazanmış -yine de pek umursamıyoruz birbirimizi, e haliyle- patronu Ron Swanson diyor ki:
"Başka insanların ilişkisi hakkında ne kadar az şey bilirsem o kadar mutlu olurum. Başka insanları önemsemekle ilgilenmiyorum. Bir keresinde bir adamla üç yıl çalışmış ama adını hiç öğrenmemiştim. Sahip olduğum en iyi arkadaşım. Hala bazen hiç konuşmayız."