29 Eylül 2012 Cumartesi

Calexico / Ani DiFranco


Bu ay çıkmasını en az Cat Power'ın Sun'ı kadar beklediğim diğer bir albüm, en sevdiğim gruplardan Calexico'nun Algiers'ıydı. İşte o albümden Splitter'ın videosu da olmuş eylülün başında, ben albüme dalıp videoyu yeni gördüğümden bari şimdi ay biterken dinleyelim dedim burada.

Bir de ben keşke şurada olup Ani DiFranco'yu dinleyebilseydim istiyorum, hatta orada bir de Untouchable Face'i söylediyse ne diyeceğimi bilemiyorum. Tabi bu "ne diyeceğimi bilemiyorum"un sonunda söylemem gerekeni ikinci videoda kalabalıkla beraber söylüyor DiFranco, kendisi de ne diyeceğini bilemedikten sonra. Aman ne çok dedik, söyledik. Susup dinliyorum ben tekrar.



21 Eylül 2012 Cuma

Weltschmerz*

Takvimler göstermiyormuş olacakları, boşuna o kadar zaman harcadım karşısında. Uğraşıyorum ve sanki sadece bir şeyler ifade edebilmek için yapıyorum her şeyi, o yüzden bazen sadece durmak istiyorum, duvarların her şeyden önce bakmak için olduğunu kanıtlamak istercesine ve bir sinema perdesi olabileceklerine inanırcasına. Takılıp kaldığım imgeleri yinelemeye gayret göstermiyorum artık, kurgular her zaman bozulmaya meyilliler, yani Murphy mi bilmem ama birileri haklı olmak zorunda değil. Binaları bodur ve nadir şehirlere gitmek istiyorum lafın kısası ya da yükseklik korkusunun yukarıda değil aşağıdayken hissedileceği o meşhur şehirlere, yani gitmek sadece, bu şehir de gelsin tabi arkamdan yoksa o sokaklarını benim bulacağım şehirde orada olmuş olamamki. Sabah kalkıp bıkkınlıkla ama opsiyonelliği göreceli olarak CD'yi o okuyucuya sürükleyen adamın bir süre sonra henüz şarkı bitmeden yere yığılışı ve onun artık sadece ayakkabılarını görüşümüz gibi, müzik devam ederken dans etmek değildir yani belki yaşamak, hele de dans etmeyi öğrenmek gerekiyorsa, bir-ki-üç-dört bir-ki hoop.

Herkes uyusun, saymak için uğraşmak istemediğim onlar-bunlar; herkes. Ne olduğunu bilemeyip de adını kendimiz koyduğumuz ve bir daha da bulamadığımız yıldızları izlemek değil çünkü gece, hiçbir zaman öyle olmamıştı. Vazgeçebilmek, filmde o an o müziği duymak gece, iyileşmeye değil hastalığa inanmak ve bu gibi beylik gözüken ama aslında uzak olan daha birçok şey, çünkü her şeyden önce duvarlara ihtiyacım var. Hatırlamakta zorluk çekilen o eski insanların evlerindeki odalara çalan vakitlerde söylenen bir şarkı gibi, akla gelen değil farkında olmadan akılda kalan kokular.

Birkaç yıldır şarkılarını birbirine karıştırıp dinliyorum bu ikisini (Red House Painters ve Black Box Recorder), burada birisi üstünlük elde etmiş gibi dursalar da.





*en direkt çeviriyle, dünya ve zamandan duyulan acı, bıkkınlığı ifade eden almanca bir sözcük. fiziksel gerçekliğin zihnin isteklerini hiçbir zaman tatmin edemeyeceğinin farkında olan insanın ruh halini oluşturan his.

5 Eylül 2012 Çarşamba

St. Benebali'nin Kimman Beye Vasiyeti

Bazı seslerin seni rahatlıyor olmasına bakma, hepsi sadece güzel olsun diye var. Okudukların da öyle, okumadıklarınsa sadece göz yanılması, aslında gördün. Cümleler hep farazi olmuştu, elinle tuttuklarından çok gözünle göremediklerinle oynuyorsun çünkü. Sakin. Emir kipinde konuşan insanların rahatsızlığına sahip oldum sanırım, aslında güzel şeyler düşünmüştüm. O, limon kabuğuyla limon tadının farkını söyleyememek gibi, yoksa farkındasın biliyorum. Karanlık olmalı zaten, her şey net olamaz, biraz iç dünya-his falan. Gece o yüzden tüm heveslerin kafesi, o yüzden keyif anlatılamaz- belki resmedilir. Zamanı yakalayacağını sanma, eski neden güzel gelir sanıyorsun- kurgular bilinir. Hiç karşılaşmadığını düşünsen de o eski fotoğrafla, tanırsın oraları, yoksa bilmediğinden değil o gördüğünde hissettiğin şey. Sadece unutma; güneş tüm hevesleri yakıyor bazen, ve sanki bir şeyler kalmış dışarıda.