25 Aralık 2012 Salı

Lanet olsun, dedim kendi kendime o kadar Hollywood filmi izlemiş olmanın verdiği alışkanlıkla; daha henüz 20 yaşımdaymışım.



Ian Curtis çekip gideli -richey edwards çekip gitmişti, ian curtis buralardan çekip gitti, müntehir diye anılır oldu- 32 yıl olmuş, belki artık özlenmiyor ama hala kendine yer edinebiliyor, yer edinilemeyen diyarlarda onun gibi bakanlarda. Neredeyse tüm şarkılarını sevsem de Joy Division'ın New Down Fades'in başka bir tadı var. 

Bir Sevda ise Erkan Oğur'un geçen sene -hala 2012- çıkmış olan albümünde ilk dinlediğim anda geri kalan tüm şarkıları bir süreliğine dinlemeyi bıraktırmıştı. Hangi melodi olursa olsun, var olan ve artık uyanan hislerden sonra gürültü gibi geliyordu. Neyseki şimdi New Fades Down'la birleştirmeyi başarabildim.

23 Aralık 2012 Pazar

Richey, ben neden buradayım?*

Geceye övgüler sunmaktan başka yapacak bir şey yok. İsteksizlikten yakınan ben sorunumu ıskalıyorum her seferinde, o kadar fazla şey için heves var ki oysa, bu yüzden paralize oluyor gibiyim. Gece tüm büyüleyiciliği haricinde bu yüzden daha da farklı bir noktaya oturuyor benim için. Çünkü tüm hevesler aslında birer imaj, ve bundan kastım sadece gerçekliğin dışında olabiliyor olmaları değil, bunun yanında kendilerine has bir gerçeklikleri olması. Ve gecenin her zaman bunları beslemesi, evde olamayacağınız zamanlarda sizsiz kalan kedinize gerekli zamanlamayla yeterli miktarda yemek verebilmesi için yapılmış makineler gibi yaşayan kendimi sanki kendi cennetimi kurabilmişim gibi hissettiriyor. Gülmek mi istiyorsun, veya günlük boş konuşmalara tahammülün olmadığı halde birkaç eğlenceli diyaloga ortak mı olmak istiyorsun, ya da özdeşleşebileceğin, sanki senmişsin gibi hareket eden karakterler-sadece senden biraz daha cesur olsunlar; her şey işte orada. Uyuşabilmen için her şey hazır ve en güzeli sen bunun farkında olsan dahi istiyorsun, hayır bizler yerine karar veren ve bizim -sizin?- onlara bu hakkı verdiğimizi söyleyen uğursuzların yasaklamış oldukları benzerleri gibi bağımlılık yapmıyor, sadece ihtiyacın var. Çünkü herkes devam edemeyecek kadar cesur değil, ve oyuncakların olmasının bir nedeni var. Ne garip ki herkes yaşları ilerledikçe yapacak şeyleri olmaya başladığını düşünüyor, oysa diyerek bu cümleyi kendi kendime "evet işte işte" diyerek sonlandırmak istesem de ben de gidişatta kayboldum muhtemelen. Hangisinde, orası da muamma ya.

İkinci şarkı bir country güzelliğinin Manics versiyonu ama ilk şarkı yani All is Vanity, 1967'de dün doğmuş olan Richey Edwards'ın çekip gittikten sonra kendisinden kalan sözlerle çıkmış olan Manics albümünden. Üçüncü şarkıysa kişisel Manics favorilerimin tepesindekilerden, ilk dinlediğim ve sevdiğim şarkılarından biri. Keyifli dinlemeler. 

*henry david thoreau'nun sivil itaatsizlik sonucu hapse girmesi üzerine dostu ralph waldo emerson kendisine neden orada olduğunu sorunca verdiği cevap olan "waldo, sen neden burada değilsin" sözünden hareketle richey edwards'a ithafen yazdım o başlığı. bir de ismet özel'e "bi' şeyler" olduktan sonraki kitaplarından birisinin de ismidir o waldo'lu cümle. hoş kaynak -onda da- yine thoreau, ama belirteyim dedim. belki o bi' şeyler olması lafı çok hoşuma gitti kullanmak istedim. neyse.




20 Aralık 2012 Perşembe

Kızılderililer için herkesin söyleyebileceklerini söyleyerek sevmezdim kovboyları eskiden. -Tabi onun da öncesinde bir kovboy hayranlığı vardı ama tarih öncesi zamanlara kadar inmek zorunda kalabilirim böyle gidecek olursam.- Sonrasında insanlara bakış açım genel olarak aynı kalmış olsa da olaylara ve durumlara farklı noktalardan bakabilmeyi öğrendikçe beni cezbeden birçok şey gördüm kovboy hikayelerinde. Saçma sapan kahramanlık üzerine kurulu çöp olanlarından bahsetmiyorum elbette, onların yerli örneklerinden yola çıkarak çok da özel şeyler olmadıklarını önceden görmüştüm zaten. Genel itibariyle bir ulusun kuruluşu açısından önem taşısa ve her zaman gücün etkili bir kabul ettirme aracı olarak manipülasyon için de kullanılmış olsa da kötülerin kötü, iyilerinse iyi olmadığı kovboy hikayeleri kırık bir yalnızlık hali içerir hep, özdeşleşme kurulur ama kurtarılacak olan dünya değildir. Belki yakın bir zamana kadar hiç anlamamıştım neden her güzel western filminin sonunda kovboyların sebepsizce çekip gittiğini. Basit bir romantizm değil oysa o, basit bir kaçış belki, veya mantığın hiçbir zaman yanından geçmeyeceği ve kesinliğin hiçbir zaman olmayacağı bir narsizm ya da kişisel bir kefaret. Bukowski özellikle bu facebook muhabbetleriyle beraber zaten saçma "hayran kitlesini" iyice genişletmiş olduğundan, kendisine yönelik ilgimi genelde gizlerim. Ama zaten o yaşarken de bunu umursamamıştı, şimdi hiç umursayamaz. O yüzden şimdi, boktan yazan adamların en güzelinden, onun için çekilmiş olan ve onun da göründüğü bir sahneden yardım almak problem olmasa gerek.


- İnsanlara dayanamıyorum, nefret ediyorum onlardan.
- Ah, öyle mi?
- Sen de nefret ediyor musun?
- Yoo, ama onlar etrafımda değilken daha iyi hissediyor gibiyim. 


8 Aralık 2012 Cumartesi

They Say I'm Doing Just Fine - Michael Kiwanuka

Başkalarının cümleleriyle iletişim kurmak zor. İkisine de dayanmak zaten başka hikaye; farklı bakışlardan, farklı hislerden. Yine de ne güzel demişsin sayın Süreya, evet, hayat kısa, kuşlar uçuyor. Ve evet sayın Süreya, keşke yalnız bunun için sevseydim seni


3 Aralık 2012 Pazartesi

Wicked Game - Chris Isaak

 

Belli belirsiz bir sahne canlanıyor gözümün önünde. İçinde olduğumuz bu milenyumdan önceki yakın bir zamanda, öylesine bir yerde... Oturulacak minderleri neredeyse dayanılacak sırt bölgesindekiler kadar büyük ve bir şekilde ince olan koyu renk bir kanepe, renklerle zaten hiç iyi değildim. Üzerinde kimisi açık, kimisi kanepeye uyarcasına koyulukta günlerce orada birikmiş birkaç tişört, pantolon vesaire. Onların hemen yanına yayılmış oturan birisi, sanki beliyle sırtının üzerinde oturuyor da kafasına yaslanıyor gibi, bacakları vücudundan reddedilmişçesine duruyor üzerlerine neredeyse hiçbir kuvvet uygulanmadan, ayak uçlarında karışık ama kendi içerisinde tutarlı desenleri olan bir halı, üzerinde koyu kahverengi gösterişsiz bir masa, dört ayağın varlığının en önemli özelliği olduğu zamanlar çünkü. Yüzeyinde simetriye inatla duran kimisi boş kimisi yarısını bir yerlere bırakmış birkaç kase, birkaç şekilsiz şişenin aralarında durmasına aldırmıyormuş gibi. Kanepenin arkasındaki pencereden tül perdenin hafifleterek içeriye aldığı güneş ışığı mı içerideki kahverengi havayı kırmızılaştırıyor, yoksa zaman mı o fotoğraflara benziyor belli değil. Hiçbir elektronikliği çağrıştırmayan mütemadi bir gürültü hakim, ve bir soru yükseliyor tüm hepsinin arasından, yöneldiği yerde birisi var mı yok mu, görünmüyor.

2 Aralık 2012 Pazar

I'm A Fool To Want You


Bir şarkı ve birbirinden güzel üç insan. I'm A Fool To Want You, ilk olarak Sinatra'nın 1957 tarihli Where Are You? albümünde yer almış. Sonra da Billie Holiday 1958 tarihli Lady in Satin albümünde söylemiş. Şarkı zaten Billie Holiday'in alışılmış ballad temposunda olduğu için pek sürpriz değil tabi. Chet Baker'ınsa yaşarken kendi albümlerinden birinde hiç olmamış mı şarkı nedir ben anlamadım. Neyse, dinleyelim;