24 Ocak 2013 Perşembe

Rastgelelikleri özlüyorum. Xanax and Three Hours of TV'ye karşı açıdan bakıp zaten tüm mümkünlükler bunlar, özgürlüğün engizisyonunu kurmaya ne kadar meraklıyız diyor olmama şaşıp kalıyorum. Steven Wright "biyolojik ebeveynlerim tarafından evlat edinildim." dediğinde bir yandan gülerken aklıma geliyor; stockholm sendromunun gözlenmesi için tam olarak kaç kişi olmak gerekiyor? Neyse ki bu abesle iştigal dönüp dolaşıyor I've Seen It All'a bağlanıyor; So You Wanna Be a Superhero zaten bir yoğurt yiğiş yiyiş şekli, oraya girmeyelim.




19 Ocak 2013 Cumartesi

Two and a Half Men'deki Alan'ın kitapçıdaki bu krizi benim günlük rutinimin bir parçası adeta. İronik olan pek sevmediğim bu dizide, diziyi sırf ekonomi çalışmamak için izlerken, böylesine yakınsadığım bir sekansla karşılaşmak. Neyseki daha sonra kitapta Game Theory başlığını gördüm de sınav kapsamına dahil olduğunu sanmasam da onun üzerinde çalışmaya başlayıp Modern Family'yi de izlemekten kurtuldum. Bu arada videoyu embedle paylaşıma kapatmış yükleyen onun için direkt linkini koydum, bir de o videoda gözükmeyen bir son var; Charlie arkadaki kadına dönüp bu akşam n'apıyorsun diye asılıyor.



17 Ocak 2013 Perşembe

Don't Do It*

Eğer gece yolculukla eş anlamlıysa her şey bir noktaya kadar dayanılabilinir, asıl problem; resmi olarak ertesi gün olduğunda sadece uyuma isteği oluşmasında, çünkü artık gece dahi uyku anlamına geliyor. Belki hiçbir zaman benim için mantıklı olmamıştı, veya aslında her zaman heyecanlı olan tek şeydi ama artık savaşın sebepleri bahsedilemeyecek kadar komik ve boş. Tüm dillerde aynı değil zamanlar, dolayısıyla bahsettiklerim kısa ve keskin geçmişlere sahip değiller; uzun süreli standartlaşma ve -tırma çabalarıyla episodik yaşama maruz kalmanın sonuçları hepsi, ve hiç pembe dizi izlememiş olanların anlama ihtimali daha yüksek. Muhtemel çıkış noktaları var elbet köprüden önce son çıkış kaçmış olsa da, fakat kaç filmden katharsis evreleri yüzünden soğudum?   

Sharon Van Etten'in ilk videoda hemen birinci dakikaya girerken sesi hafif boğulur gibi olduktan sonra gülümseyerek istiyorsan yapabilirsin diye şarkıyı söylemeye devam ettiği o 6-7 saniyeyi yeterli sayıda izledim sanırım, ve o gülümseme çok tanıdık, çok yakındı; tıpkı benim kendi söylediklerime inanmadığım gibi. Zaten yapma diyerek kendimizi gerçeklemeye çalışmak neyin avuntusu olabilir ki?




3 Ocak 2013 Perşembe

...ansızın bir infilâk*

Sabah yok, gittikçe sararan bir oda belki... Miktarlar önemli değildi hiç, muhtemelen bu yüzden ölçülü davranmana gerek yok. Zaten bu melodiler ne hatırlatıyor ki sana? Kapısından kimlerin girdiğini bildiğin yerlerde olmaz fazla şey, ama dedim ya; miktarlar salt avunmak için. Sadece izlemeye devam et, anımsadıklarının gerçek olması da mühim değil, biliyorsun, yalnızca soluyorsun, abartmaya gerek yok.

////
Sharon Van Etten o melodileri, sesi ve cümleleriyle zihnimde dolanıyor bir süredir, öyle duruyorum ve bakakalıyorum duyduğum anda, sanki birileri ne düşündüğümü ne hissettiğimi duyuyormuş/anlıyormuş gibi kalıyor, ne yapacağımı bilemiyorum. 
Ve bir de, uzun zamandır ilk defa canlı performanslarını albüm kayıtları kadar severek dinlediğim ender müzisyenlerden birinin iki kaydı arasında Black Box Recorder da olsun istedim.




*edip cansever, infilâk, papirüs dergisi ikinci yeni özel sayısı, sayı 41, kasım 1969, s. 60.