28 Nisan 2013 Pazar

Kickstarter: Piyasadaki Hakimiyete Alternatif mi Yoksa Onlara Oyuncak mı?


Kickstarter, insanların yaratıcı projelerini sunup bunları finanse etmek amacıyla bağış topladığı, 2009'dan beri faaliyette olan bir site. Projeyi gerçekleştirecek kişiler belli miktardaki bağışları, karşılığında verilecek olan belli şeylerle kategorize ediyor ve böylece günümüz piyasasında fırsat bulamamış yaratıcı projelerin finansmanı gerçekleşiyor. Ben siteyle bir iki yıl önce orada yer alan birkaç video oyun projesi sayesinde tanıştım. İlk başta muazzam bir fikir olduğunu düşünmüştüm Kickstarter'ın, belli itirazlarla beraber hala aynı fikirdeyim, çünkü eğlence sektöründeki piyasa hakimiyetini devirmeyecek olsa dahi birçok yaratıcı proje için çok önemli fırsatlar yaratacağı açıktı, ve görüldüğü üzere yarattı da. Ama bir süredir bu destek yapısının kötüye kullanıldığını düşünüyorum ve bunun son halkası da Zach Braff oldu. Kickstarter'da Garden State'in hikaye olarak devamı olmasa da o tonun devamı olacak olan Wish I Was Here'ı görünce bir an ben bile hemen katkıda bulunmaya girişecektim ki karşılık olarak teklif edilen şeyler için bu parayı verip vermeme konusunda kararsız kalmışken bu sene içerisinde çıkacak video oyunlar için baya bir para harcamak durumunda kalacağımı bildiğimden vazgeçtim. Öncelikle belirtmeli ki Zach Braff herhangi bir kategoride filmin DVD kopyasını önermiyor ve bir bakıma bu konuda çok da haksız sayılmaz. Çünkü Sundance Film Festivali'nde yapmayı planladığı gösterimden sonra filmin dağıtımı için şirketlerle anlaşma sürecinde bu büyük bir dezavantaj. Aynı zamanda kendisi şunu söylüyor; festivalden sonra filmin gösterimini yapacak olan birçok salon da DVD'si olan bir filmi göstermek istemeyecektir, doğru tabi ama filmin gösterimleri sona erdikten sonra da DVD gönderebileceğini akıl edememiş muhtemelen bunu söylerken. Peki ne kadar bağış yapabilirseniz bu filmi çekimleri tamamlandıktan sonra izleyebileceksiniz? 30$! O da sadece online streaming olarak, yani dizimag'de dizi izlendiği gibi ama sadece bir seferlik. 10$ verirseniz haftalık yapım günlüğü ve film galasından önce PDF olarak filmin senaryosunu, 20$ verirseniz ise bunlara ek olarak filmin soundtrack'ini ilk olarak dinleme fırsatı ve Braff'ten haftalık playlistler alacaksınız. Ancak elbette film Sundance'te iyi bir dağıtımcı bulur ve milyon dolarlar kazanırsa, ki yüksek bir ihtimalle böyle olacak, bu kârın Kickstarter'daki bağışçılarla bir alakası olmayacak.


Zach Braff'in herhangi bir stüdyoyla anlaşma imzalamadan bu filmi yapmak istemesini anlıyorum, çünkü belirttiği üzere filmin yaratıcı sürecine hiçbir müdahale olmasını istemiyor. Fakat her ne kadar kendisi "Ben Oprah değilim." dese de bu filmi kendi finanse edecek güce sahip olmadığı bana pek inandırıcı gelmiyor çünkü kendisi Scrubs'ta bölüm başına 350bin $ kazanmaktaydı. Ama varsayalım ki filmi kendi başına yapacak maddi güce sahip değil, ABC'de 9 sezon devam etmiş bir dizide başrol oynamış ve daha önce 2,5milyon dolarlık bütçeyle çekilip dünya genelinde 36milyon dolar kazanmış Garden State gibi benim de çok sevdiğim bir film çekmiş olan birisi nasıl oluyor da filmini istediği gibi çekmesini sağlayacak parayı bulabileceği bir ağa sahip olamıyor? En sevdiğim sinema insanlarından birisi olan Paul Schrader'ın yönettiği The Canyons için de yakın zamanda yapımcı Braxton Pope tarafından 100bin dolar hedefli bir proje açılmıştı, New York Times'da filmin tüm yapım sürecini okuyabileceğiniz yazıda da belirttiği üzere filmin toplam bütçesi 250bin dolardı. Paul Schrader gibi birisinin yapımcı bulamamasını anlıyorum, çünkü bugüne kadar birçok filmi malesef "battı". Dolayısıyla stüdyolar onunla anlaşma yapma konusunda istekli değiller, ama zaten onlar da gayet düşük bir bütçeyle bu filmi çektiler ve bağışları da gayet mantıklı bir şekilde kategorize etmişlerdi, çekim sürecinde cidden zorluklara neden olsa da Lindsay Lohan ve porno yıldızı James Deen'in oynadığı o filmi ne zaman izleyebiliriz bilmiyorum ama The Canyons için izlenen yol açıkçası beni filmi için 2milyon dolar isteyen Zach Braff kadar rahatsız etmiyor. Çünkü hiçbir stüdyoyla anlaşma imkanı olmayan sanatçıların Kickstarter üzerinden bağış toplamasının mantıklı olduğunu düşünüyorum. Kickstarter'ın, başlarken de belirttiğim gibi, mevcut piyasada yaratıcı projelerini gerçekleştiremeyecek birçok insan için maddi problemlerini belli ölçüde çözecek muazzam bir fikir olduğunu kanaatindeyim ama zaten kendi hallerinde istediklerini yapabilecek olan insanların bağış sistemiyle işlerini finanse etmesi bence doğru değil.

Tabi son olarak belirtmek isterim ki, her yardım kampanyası gördüğünde organize eden şirkete bakıp, gerçekten umursuyor olsalar benim gibi bir milyon insanın göndereceği 5TL'lik mesajlarla toplanacak parayı birkaç saniyelik işlemle gerekli şekilde zaten kullanırlar, o halde şirketin bu PR çalışmasına neden katkıda bulunayım ki diyerek yardım kampanyalarını göz ardı eden birisiyim. Dolayısıyla bu konuda bu düşüncemin çıkıntılık olduğunu düşünmekteydim ki The Guardian'daki blogda "Zach Braff gibi multimilyonerlerin Kickstarter aracılığıyla para dilenmesi doğru mu?" başlıklı yazıyı okuyunca rasyonelliğe hala yer olduğunu farkedip rahatladım. Tabi bu, benim kendi halimde konuştuğum gerçeğini değiştirmiyor çünkü an itibariyle projeye bağış yapabilecek sürenin bitmesine 26 gün kala 2milyon dolar hedefini aşıp tam olarak 2.026.413 dolar topladı proje ve bu her saniye artmakta. Lafın gelişi değil, benim önceki cümleye başlamamla bitirmem arasındaki sürede tam 380$ daha bağış yapıldı, Zach Braff'in kendi finanse etmeye çekinecek kadar güvenmediği filme. Ve benim yazıya başlamamla bitirmem arasındaki sürede ise tam 2000$.

En yakın örnek kendisi olduğu için Zach Braff üzerinden gittim yazıda ama hem sinema ekseninde David Fincher'ın da dahil olduğu aynı isimli çizgi romanından uyarlanacak The Goon gibi, hem video oyun dünyasından Tim Schafer gibi insanların bu yolla projelerini gerçekleştirmeye çalışmaları bir noktada gayet mantıklı olsa da, bana hiçbir imkanı olmayan insanlar için çok önemli olan Kickstarter'dan faydalanmaya çalışmaları gibi geliyor.    

27 Nisan 2013 Cumartesi

Boston'daki Patlamanın Yansımaları ve Jon Stewart

Boston'daki patlamayla uzun süredir göz atmadığım haber okumalarına hafif hafif dönüş yapmamın denk gelmesi yüksek olan her an ukalalaşabilme potansiyelimi iyice tavana vurdurtdu, orası gerçek. Tabi olayın üzerinden bir haftadan fazla zaman geçti fakat yansımaları hala sürüyor. Ben de az önce izlediğim The Daily Show'da Jon Stewart'ın Fox'da yapılan yorumlar üzerine söyledikleri burada dursun istedim. Bu aralar fazla bir paylaşımcıyım, artık nadiren olumlu etkisini hissettiğim ve kabul edebildiğim bahar mı başka bir şey mi bilmiyorum ama sanırım bundan sonra daha fazla şey üzerine sesli düşüneceğim buralarda. Başlık üzerinden blogun geneline dair bir şey söylemeyi bir kenara bırakıp konuya dönmeli sanırım bu noktada. 

Evet, her Amerikalı Bağdat'ta yaşamıyor olduğu için bu patlama onları fazlasıyla korkuttu. Bu konuda da kimse onların abarttığını söyleyemez çünkü yıllardır, ülkenin ismi ardından isimlendirilecek kadar çoğunlukta olan her millet yaşadığı yerde belli paranoyalarla yetiştiriliyor, bir göçmen ülkesi olsa da Birleşik Devletler de bu durumdan muaf değil. Zaten bu yüzden onların korkusu burada bıyık altından gülmelerle karşılanıyor, tabi aynen tersi de. Her medya kuruluşu da işine geldiği gibi görüyor haberleri, artık sıradışı bir değerlendirme değil zaten bu. Aynı zihniyetin farklı yansımasında olanların söylediği karşılıklı "asalım keselim" minvalindeki şeyler burada da orada da sürmanşetten veriliyor da durup olayın düzgünce değerlendirmesi yapılmıyor. Sonuç olarak konu her açısıyla insanı bunaltacak güçte, o yüzden Jon Stewart burada girsin devreye. Ama bu olay özelindeki gözlem ve yorumlardan öte şunu da sormak gerek bence; olaylar mı, karakterler mi, bağlantılı olan yorumları/özellikleri ve kavramlar mı daha önemli bu günlük tartışmalarımızda?


21 Nisan 2013 Pazar

Dean Martin hep aranır.

Dünya üzerinde en mutlu hissettiğim anlar arasında bir saniye bile düşünmeden sayarım Dean Martin'i dinlediğim zamanları. Hele bir de aşağıdaki gibi canlı kayıtlardan alınan görüntüleri izlemek, apayrı bir güzellik.

Send me the Pillow ..., Hank Locklin'in; Tie a Yellow Ribbon ..., Tony Orlando'nun şarkısı. Orlando'nun şarkısını kendisinden dinlemeye alışkınım ama Dino ne söylerse daha güzel olur.



20 Nisan 2013 Cumartesi

Think You Can Wait

Win Win'in final jeneriğinde bir anda girer The National'ın Sharon Van Etten'le düeti Think You Can Wait. O zamana kadar ikisiyle de özel bir bağ kurduysan filme ekstra bir anlam yükletir, o zamana kadar ikisini de tanımamışsan çok zaman kaybetmişim dedirtir herhalde.

Ama zaten ne bekliyor ki?

2 Nisan 2013 Salı

Kaçıncı bu McMorrow'un aynı şarkıyla buralarda oluşu bilmiyorum, ama bu aralar bu şarkıyı daha fazla hatırlamalıyım diye düşünüyorum.