28 Mayıs 2013 Salı

Biraz da Ağla Descartes*

"(...)
   "Sonra sıkılırdı, çok sıkılırdı, kapkara sıkılırdı, çok içerdi, bol bol tabanca sıkardı beynine! Tatlı bir deli olmalı. İleride kimbilir, belki ben de deli olurum."
   "Zor. Delirebilirsen iyi. Benimki elmaları dizer. Ben bakardım. Elmalar yükselir, kule olur, bıraksan göğe dek. El ustalığıyla, yordamıyla değil. Denge yasalarını biliyordu o. En büyük rakamları kafasında çarpar, böler, sonucunu sana söylerdi. Öyle bir kafa işte."
   "Öldü mü?"
   "Belki."
   "Ölür. Bak bu kesindir bana göre. Çözemezsin de. Onun için mi, belki dedin?"
   "Galiba. Ama her şeyi çözüyorum."
   "Çözüyorsun da anlayamıyorsun."
   "Doğru."
   "Denemeli. Denemedikçe olmaz. Deneyelim. Deneyelim mi?"
   "Bilmem. Denersem anlar mıyım?"
   "Neyi anlayacaksın? Duyarsın be! Düşazdığın olmadı mı hiç? Ya da düş kurup kendi kendine? Benim üst ranzadaki Ahmet'le kapışmıştık sonunda. Sallanır durur her gece. Uyuyabilirsen uyu. Pis, pis. Tek başına pis. Utandırıcı. Ben ikilisini merak ediyorum. Güldüğüme bakma, sinirden."
   "Denerken düşünebilir miyim? Ya da düşünürken deneyebilir miyim?"
(...)"



*Vüs'at O. Bener, dost ~ yaşamasız, yky, ekim 2012, s. 237-238

24 Mayıs 2013 Cuma

Dino hep güzel söyler;

"İçki içmeyen insanlar için üzülüyorum. Sabah kalkıyorlar, ve tüm gün boyunca hissedebilecekleri işte en fazla o kadar." 

23 Mayıs 2013 Perşembe

Tony Soprano - Tiny Tears - Tindersticks

Tindersticks'in güzelim şarkısı eşliğinde bir Tony Soprano hatırlayışı aşağıdaki video. Hayır, tribute'ü öyle çevirmeye çalışmadım. Tony'yi özleyen başka insanların da olduğunu görmek güzel hissettiriyor, belki bir dizi ve karakter sadece, ama rastgele tanıştığınız bir dostunuz gibi peşinizi bırakmıyor.   
 

11 Mayıs 2013 Cumartesi

Community 5. Sezonuyla Devam Edecek!

Son bir iki gündür çeşitli eğlence-haber sitelerinde merak konusu olsa da Community'nin devam edeceği benim gibi dizinin hayranı olan birçok insan için bile pek olası gözükmüyordu. Ama NBC, dizinin 5. sezonunu sipariş etti, böylece dizinin ikinci sezon yirmi birinci bölümünde Abed'le ortaya çıkan slogandaki "6 Sezon ve 1 Film"e daha da az kaldı. Üçüncü sezonun bir bölümü ve dördüncü sezonun başları o muhteşem ilk iki sezonun yanından geçmiyordu elbette ama dizi henüz üçüncü sezonundaykenden beri yayına devam etme konusunda ciddi problemler yaşadı, yani ben bahaneyi ona buluyorum, çünkü bu sezon finaline gelirken öyle güzel bir "origins" temalı yani süper kahramanların bir araya gelişini konu edinen bir 12. bölüm vardı ki, o ilk sezonun hala bu dizinin içinde olduğunu ve o yapıyı ne kadar özlemiş olduğumu gösterdi bana. Bu arada bir diğer güzel haber de, Dan Harmon'ın dördüncü sezonda showrunner olarak geri dönebileceği.

Dizideki en sevdiğim karakterlerden Britta'yı oynayan Gillian Jacobs'un 5. sezon sevincine ortak olarak ben de sürrealist halayıma başlıyorum şimdi evde.
 

8 Mayıs 2013 Çarşamba

Higgs Boson Blues / Nick Cave and the Bad Seeds

Higgs Bozonu deyince aklınıza ne geliyor? Ya da Tanrı Parçacığı?

Nick Cave, the Bad Seeds ile birlikte anlatmış, hem de öyle böyle değil. Son albümleri Push the Sky Away'i ilk birkaç dinleyişte Jubilee Street favorim olmuştu ama albümü artık ezberlercesine dinledikçe Higgs Boson Blues'un albümün en iyisi olduğuna karar verdim. Hatta şimdiden kendilerinin en sevdiğim şarkıları arasına aldım ben Higgs Boson Blues'u.

7 Mayıs 2013 Salı

Dean Martin ve Frank Sinatra'dan Hamburger Tarifleri

1967 yılında ünlülerin yemek tariflerini paylaştığı The Celebrity Cookbook isimli kitapta, Dean Martin ve Frank Sinatra nasıl hamburger yapılacağını anlatmış: (taranmış sayfalara tıklayınca okunacak kadar büyümek gibi bir huyları var)


Dean Martin,
Önceden ısıttığınız tavaya biraz sofra tuzu dökün. Eti dikkatlice dört parçaya ayırın ve iki tarafını da 4'er dakika kızartın. Daha sonra soğutulmuş bourbon'u soğutulmuş shot bardağına koyup beraberce servis edin,
diyor işin kısacası. 

Frank Sinatra,
1. Dino'yu ara.
2. Sana o lanet burgerlerinden yapmasını söyle.   
3. Sonra da onun bourbon'unu iç. 

4 Mayıs 2013 Cumartesi

Banksy


"İnsanlar seninle hergün kafa buluyorlar. Yaşamına burunlarını sokup ucuz numaralar yapıyor ve sonra gözden kayboluyorlar. Uzun binalardan sana pis pis bakıp seni küçük hissettiriyorlar. Dalga geçercesine şeyler söyleyip yeterince çekici olmadığını ve tüm keyfin başka bir yerde dönüyor olduğunu ima ediyorlar. Onlar televizyonda, kız arkadaşını yetersiz hissettiren tipler. Dünyanın gördüğü en sofistike teknolojiye sahipler ve bunu zorbalıklarına alet ediyorlar. Onlar Reklamcılar ve sana gülüyorlar. Oysa senin onlara dokunman yasak. Tescilli markalar, fikri mülkler ve telif hakkı yasaları reklamcıların istedikleri her şeyi istedikleri her yerde tam bir dokunulmazlıkla söyleyebilecekleri anlamına geliyor. Siktir Et! Kamusal alanda, sana kendisine bakıp bakmama seçeneği vermeyen herhangi bir reklam senindir. Onu almak, yeniden düzenlemek ve kullanmak senin hakkındır. Onunla istediğini yapabilirsin. Bunun için izin istemek az önce kafana atılan taşı almak için izin istemekten farksız. Şirketlere hiçbir borcun yok. Borçtan da öte, onlara özellikle kibar davranmana gerek yok. Onlar sana borçlular; senin önüne kendilerini koyabilmek için dünyayı yeniden düzenlediler. Onlar senin iznini hiç istemediler, o yüzden onlardan izin istemeye hiç kalkışma. Banksy."

Banksy'nin söyledikleri bugün fazla radikal geliyor değil mi? Oysa Bill Hicks 1993 yılında Revelations isimli gösterisinde, "aranızda reklam veya pazarlama sektöründe olan birisi varsa kendisini öldürsün, gerçekten, şaka yapmıyorum, ciddiyim, yaptığınız işin hiçbir rasyonalizasyonu yok..." diye devam ediyordu ve herkes bir yandan alkışlayıp diğer yandan gülüyordu. İnsanlar gülüyordu çünkü Bill Hicks'in mizah anlayışı bir noktada buydu, esprisi için gerekli hazırlığı yapıp ondan sonra güldürmüyordu, sadece dünyadan bahsediyordu ve her şey işte o kadar komikti. Bugünse Banksy'nin yaptığı "marjinal" kalıyor, oysa yaşadığı ülkede Radikal ismiyle gazete çıkıyor olanlar daha iyi bilmeli, bazı sözcüklerin anlamları sadece sözlükte öyledir.