29 Ağustos 2013 Perşembe

bir de sharon van etten ne söylerse*

*
"Yaşam bir kabullenme biçimidir. Ne ve kim olmadığını kabullenirsin önce. Soğukta yürümek gibidir biraz da. Kaşkolun olmadığını kabullenirsin önce, ve bazen hızlı yürürsün, yürüdükçe terlersin. Hava soğuktur, herkes üşüyordur ama sen terliyorsundur. Durmazsın, terlersin. Yavaş yavaş yanakların üşümeye başlar ama, her şey önce suratta başlar çünkü. Önce suratın donar, beklemediğin bir şey duyunca. Sonra ağzın aşağı doğru bir yay oluşturur. (bazı kalıplar gerçektir.) Üşümek de yüzden başlar, bu yüzden. Yavaş yavaş tüm vücuduna yayılır, ve en sonunda donarsın. Uzun bir uykuya daldı diye anlatır bazıları küçüklere bunu. Korkar diye düşünürken aslında daha büyük bir problemin içine bırakırlar o küçük çocuğu. Ya bir gün kendisi de o uykuya dalarsa? Ya da çevrelerinde olmayı sevdiği insanlar? Oysa ölmekte o çocuk da, söylemeli tüm insanlar, anlamalı artık; ölüm gerçekleşmez bir anda, ölmekteyiz aslında yaşamakta. Çünkü yavaş yavaş olur, önce yüzün donar sonra da kendin donarsın tamamen. Evren tamamlanmıştır.

'Hayat yine de kitapta durduğu gibi durmuyor.' diyordu Barış Bıçakçı. Benim artık kafam karışmıyordu, çünkü hiçbir şey olmuyor olduğundan emindim. Onunla aynı derinlikteki suda yüzemediğimi biliyordum, bir kupa kahvenin üzerine farketmiştim ilk kez, sadece bir kupa kahve gerekmişti. Yaşam bazen bir vazgeçme biçimiydi."*

Aşağıdaki video Wristcutters'ın açılış sahnesi üzerine Tom Waits'in Dead and Lovely'sinin eklenmiş hali. Yani en güzel film açılışlarından biri, en güzel adamlardan biriyle...

25 Ağustos 2013 Pazar

bazen olur öyle, saat dönüp durduğundan hepmiş gibi gelir. ve cümleler artık amaçlarına hizmet etmez. 




dön dinle, dön dinle diyen sadece ben değilmişim bu şahane score için.2 küsür dakikayı 12'ye tamamlamış bir hayran.

18 Ağustos 2013 Pazar

Bir İntihar: Martin Manley veya yaşam ve pilsiz çalışan zihinler


Martin Manley, 60. yaşına girdiği doğum günü olan 15 Ağustos 2013'de Overland Park Polis Karakolu otoparkında 911'i arayıp intiharını haber verdiği anda tabancasıyla kendisini vurdu. Peki, ortalama bir günde 100 civarı intihar olan Birleşik Devletler'de Manley'in intiharının önemi ne? Daha doğrusu, her gün o kadar insan intihar ederken Martin Manley'yi bahsedilecek kadar özel kılan ne? Kendisi. Ama bu, kesinlikle, az çok ünlü bir spor bloggerı olması sebebiyle değil, intiharı için mayıs ayında açtığı ve düzenlemeye başladığı siteyi tam da intihar ettiği 15 ağustos'ta yayına sokması ve bunu da kendi spor blogundan son bir post ile duyurması nedeniyle kendisi. Yukarıdaki fotoğraf da kendisinin sitesine koymuş olduğu 60. yaş fotoğrafı.

Hayatından çeşitli parçalardan, neden intihar ettiğine ve nasıl edeceğine nasıl karar verdiğine kadar anlatan bir blog yazmış Martin Manley. Acı olan, "öldükten sonra, gazetede arkanızdan sizin için yazılmış birkaç satırla, başkalarının sizi umursaması için çok yaşlı biri olarak bir günlüğüne hatırlanabilirsiniz veya böyle bir siteyle yıllarca unutulmayabilirsiniz; hangisini seçiyor olduğum malûm." diyerek giden birisinin ve hatta bir tabanca kullanarak kendisini öldürdüğü için Birleşik Devletler'de etrafında büyük tartışmalar dönen bireysel silahlanma konusundaki duruşunu, yanlış anlaşılmamak adına o sitede paylaşacak kadar düşünceli birisinin böylesine büyük çabasına şu an doğal yollarla ulaşılamıyor olması. Yine de, yerkürenin bir ucundaki birisi olarak o siteye bir şekilde ulaşıp kendisini tanımam da yeterli sanıyorum. Zaten hikaye aslında o kadar dünyalı ki, o sitenin varlığını haber veren birkaç satır dahi yeterli kendisini unutmamak için.

Yaşamının detayları bir tarafa, herkesin ilgisini çekecek kısım sanıyorum ki "neden olduğu". Tabi bu soruyu yaşamının detaylarını bir tarafa bırakarak anlamlandıramayız, ancak kendisi neden olduğu bölümünde öyle güzel bir şey söylemiş ki, soruya tam anlamıyla cevap vermiyor olsa dahi bence yeterli derecede söylüyor: "neden olmasın?". "Çünkü yapabiliyorum" kalıbı birçok sefer ucuz kişisel gelişime konu olmuştur ama böylesine güzel oturduğu yer de azdır sanırım. Fakat Manley bu kadarla yetinmeyip her zaman kafasında kalmış olan intihar düşüncesinden hareketle açıklamaya çalışmış maddelerle "neden olduğunu" ve -Slate'deki bloglardan birisinde Manley'ye dair atılmış başlıkta güzelce belirttiği gibi- 21. yüzyıl intihar notlarına güzel bir taslak oluşturmuş.

Rastgele okumalarımı yaparken Manley'ye dair o habere denk gelmemin üzerinden sanırım bir saatten fazla zaman geçti ve en azından bir kişi tarafından unutulmayacağını biliyorum artık kendisinin.

Sitesi Yahoo tarafından yayından kaldırılmış olsa dahi şu adresten oraya hala ulaşılabilinir.

12 Ağustos 2013 Pazartesi

Kısa süreli heyecanlar var, insana bir an için soğuk suyun altına girmiş gibi hissettiren. Herkes bir yatağa bağlı ve hepimiz aslında makinelerin bize yüklediği anıları simule ederek yaşıyor gibi hissediyoruz ya, işte bir an sanki fiş çekiliyor o anlarda. Afallamanın nedeni bu, ağzın yukarı doğru bükülerek yüze o aptal ifadenin yerleştiği o anlaşılmaz anlarda. Sanki vasat bir komedi dizisinde olmadığı gibi davranmaya çalışan bir karaktersin de, barda önüne konan bardağa bakıp onun bir anda mı içilmesi gerektiği yoksa aheste aheste elde mi dolandırılacağını düşünüyormuşsun gibi anlık bir heyecan, her şeyi anlatmak istersin, sanki her şeyi hissedebiliyormuşsun gibi gelir. Sonra sanki fiş takılır falan. Anlatmaya ne kadar hevesim vardı mesela birkaç dakika önce bu cümlelere başlamışken, şimdi bıraksalar da birkaç yıl uyusam diyorum; uyumayı da sevmem gerçi. Arada bir ne kadar sıkkın olduğumu yazıyorum, oysa gayet iyi hissettiğim de oluyor, ama çalar saate güven olmasa bile biraz uyusak mı?

7 Ağustos 2013 Çarşamba

gece gitmeyen gelgit, sorular sayıklar.

her şey çok yoğun, hissediyor musun? kelimeler bakıyor sadece öylece, sözlükte durmak için varlar; senin için değil. garip. ifade edemiyorum, beceremiyorum bir türlü. günleri sayıyorum. bir şeyler içiyorum ardı ardına şişesinden. biraz iyi hisseder gibi oluyorum önce, sonra her şey daha da yoğunlaşıyor. neden? oysa  hikaye tanıdık, en çok anlatılanından. şarkılar bilmiyorun daha mı kötü yapıyorlar, filmler uzak, anlatılanlar bildik. bir çözüm var, korkak. iki çözüm var, mümkünsüz. üç yok. kimin hakkıydı ki, ya da var mıydı? melodiler sizde, veya siz de mi? sıkılmadım, büzüştüm. soğuğu özledim, ama o değil nedeni, hem insan neleri özlemez ki? yaşam bir kabullenme biçimi mi, yoksa vazgeçme mi? öyle demişim ya daha önce, geçen gün okudum tekrar. okumayacaksam neden yazdım ki zaten? efendim? çöp mü? sayıklarken çıkar bence insan zihninin en mantıklı hali. uyku öncesi, şişenin etkisi. zaten kim özlemiyor ki? unutma, melodiler kafanda. dön çal, dön çal. kimse duymasın, ama sen sana yetmezsin. sayıkla, arada anlamlı bir cümle çıkar. 


1 Ağustos 2013 Perşembe

*

Düşünülmeden yapılmış bir şey değildi, kararların zaten yapısı gereği üzerinde durulmuş şeyler olması gerekmez mi? Peki ama, neden bilmediği bir döngüyü kırmak istesin ki insan, hem bilmediği şeyin bir döngü olduğunu nasıl anlayabiliyor? İstisnaların olduğu yeni bir haber değil, sadece bazen beklenmedik olan daha yaygın reaksiyon oluyor; herkesin saati bir değil sonuçta. Her hikayenin en az iki tarafı var ya, bazı hikayeler tek bir nokta etrafındaki çember; herhangi bir nokta üzerinde, dışarısı atmosfer, arka plan, öyle mecazi laflar işte. Yani sonuçta istisnalar varmış, ve bazen çok geçmiş. Aslında çok fazla da geçmemiş, ama işte bazen onun için bile çok geçmiş.

Hani bir yere gitmek istersin de şimdiki yeri bir anda unutursun ya, sonra gidersin de bu sefer geri dönemezsin çünkü o an unuttuğun her şey bir bir önüne dizilir. Daha net bir görüntü için çıktığın yerdesindir şimdi, ama ne görüntü daha nettir, ne sen artık daha net olanı istiyorsundur. O an anlaşılır; buruk olan bazen en iyisi olandır. Oysa şu anda, o önceden burukluğun sebebi olan netliktir senin gerçekliğin, ve burukluksa geride kalan hatırladıklarındır. Sanılanın aksine, geriden gelip insanın peşini bırakmayan sebep ve sonuçlar değil, geride kalıp artık gelmeyen sebep ve sonuçlardır insanın unutamadıkları, ve onu kendisi yapan.