30 Ekim 2013 Çarşamba

healovin

cadılar bayramı yaklaşırken televizyonda şeker-çikolata markalarının evde kös kös oturan yaşlı insanlar konulu acıklı reklamlarını görmemek beni çok üzüyor. yıllardır cnbc-e'de dizilerin cadılar bayramı temalı bölümlerini izleyip bizim apartmandaki çocuklar hiç gelmiyor böyle healovin'de diye üzülen toplu konut teyzeleri ve amcaları da var. onları da anladığımızı ve yalnız olmadıklarını reklamlarla göstermeliyiz bence. reklamları göremeyince daha da üzülüyorlar, hoş değil. zaten bu sene kostüm bulamamışlar daha.


28 Ekim 2013 Pazartesi

sylvia

hayır, sylvia plath'in size selamı yokmuş. zorlamayın.
ne demişti sharon van etten? -onun da selamı yokmuş size- :sevgili kayıp-birine-ihtiyacım-var.
mektuba öyle başlanmazmış ama, ya da öyle mektuba hiç başlanmazmış. 
günlüğü hep sonralar ve nasıllarla dolu. suç gibi sanki onları okumak, kafa karışıklığı her yerde; sylvia'nın sınava çalışmak için oturduğu, ama kafasında diğer herkesle beraber neden olmadığının dolandığı o pervaneli kütüphane; ve hangi hocanın dersi verdiğini bilmeyecek kadar uzun süre bir derse girmemiş, balkona çıkıp soğuğu hissederek rahatlayan insanın oturduğu bu loş oda. ne dersin sylvia? 
öyle deme, sadece kokla, solu sylvia, yeteri kadar yemek kalmış mıydı? yeteri kadar anlattık mı kapının altındaki havluları?
öyle deme, ama istediğini söyle sylvia. hiç sana seslenmiş miydim? 
bugün 27'si, iyi ki doğdun sylvia, bilmiyordun; ben seni tanıyordum? 


"yirmi yaşındasın. ölü değilsin, daha önce ölüysen de. ölen kız. sonra dirildi. çocuklar. büyücüler. büyü. simgeler. düşlemin mantık-dışılığını anımsa. banyonun arkasındaki dolaptaki tuhaf tablo: şölen, hayvan, bir de jöleli şeker. anımsa, unutma: lütfen gene ölme: en azından süreklilik olsun, bırak -bir tutarlılık özü- senin felsefenin hep devingen, dinamik, diyalektik olması gerekiyorsa da. tez, kolay zaman, mutlu zaman. antitez yokoluşu tehdit ediyor. sentez ise yetkinlik sorunu.

kaç tane gelecek -(kaç değişik ölümü ölebilirim?) nasıl olur da bir çocuğum? bir yetişkin? bir kadın? korkularım, aşklarım, kösnülerim -belirsiz, bulutsu. gene de düşün, düşün, düşün- bu geceden şunu sakla, bu kutsal, mucizemsi dirilişi, yaratıcı, bütünleyici, kör iyimserliği, ölü, donmuş, çok uzaklara gitmiş olan. 
...
yarın tansökümlerini lanetleyeceğim, ama başka, daha erken geceler olacak, tansökümleri, allah kahretsin, alarmlarda, kulak tırmalayan çanlarda, canavar düdüklerinde sergilenmeyecek artık. ..."*

*sylvia plath'in günceleri, oğlak yayınları, mart 2000.


24 Ekim 2013 Perşembe

selam. evet, ben de öyle düşünmüştüm.

ankaralılar dikkat etsin, hala bir jetpack'i olmadığı için cinnet geçirip elindeki küreği kendi etrafında 360 derece çevirerek pervane etkisi yaratıp uçmaya çalışan amcalar var. cidden, şahsen gördüm onayladım. 

tellier'nin video da çok güzel bu arada, sadece şarkı değil. 

23 Ekim 2013 Çarşamba

Our Toyota was Fantastic / Bizim Toyotamız Muhteşemdi

our toyota was fantastic, fransız webcomics yaratıcısı boulet'in animasyon gifleri kullanarak yaptığı çok güzel bir ufak çizgi roman. aslında doğru tabir comics, hatta webcomics, çünkü çizgi roman graphic novel'i karşılıyor anlam olarak, ama işte türkçe. buradan ulaşılabilir kendisine. 

o değil de telefon numaramı söylemeyi beceremeyince usanıp da fransızca öğrenmeye çalışmayı bırakmayaydım iyiydi.


21 Ekim 2013 Pazartesi

some chins are bigger than others* ya da morrissey'in otobiyografisi

Morrissey'in otobiyografisi çıktı çıkmasına ama henüz yayımlanma tarihine bir ay varken önce yayıncı Penguin ile anlaşmanın bozulması sonra kitabın çıkacağının tekrar duyurulması, ardından kitabın Platon'dan Dostoyevski'ye, Sir Arthur Conan Doyle'dan Steinbeck'e kadar çeşitli yazarların eserlerinin çıktığı Penguin Classics serisi altında çıkmasıyla tam olarak Morrissey'lik bir iş oldu. Hatta söylenene göre Morrissey'in ısrarıyla Klasikler diye nitelendirilen seri içerisinde yer almış kitap. Bir de özellikle baktım bu seri içinde otobiyografisi olan başka birisi var mı diye ve Moz'dan başka beş kişi var: Charles Darwin, Birleşik Devletler'in Kurucu Babaları'ndan Benjamin Franklin, en önemli liberal teorisyenlerden John Stuart Mill, kimmiş diye baktığımda öğrendiğime göre New York Üniversitesi'nin ilk afro-amerikan profesörü olan ve diplomatlıktan avukatlığa, şarkı yazarlığından insan hakları aktivistine kadar giden çeşitli cins cins sıfatlara sahip James Weldon Johnson isimli kişi ve 16. yy'da yaşamış İtalyan heykeltıraş Benvenuto Cellini.

Yaşam boyu trollük ödülünü cidden hakediyor yani Morrissey.


The Guardian da Morrissey'in otobiyografisi için alternatif kitap kapakları seçkisini yapacağını duyurmuştu, içerisinden en beğendiğim yedisini buraya aldım ama tamamına da şuradan bakılabilir. Kimisi gayet ciddi ve orijinalinden daha güzel kapaklar yapmışken çoğunluğu sağlam geyik olmuş.


 
 

 



20 Ekim 2013 Pazar

bazen çok konuşurum ben. usandırıcı bir döngü; farkeder susar, unutur yine başlarsın. bu gevezelik günlerimde en önemli şeylerden birisini unuttum sanırım, mevcudiyetin kırılganlığından bahsederken zarafetini gözardı ettim. oysa sadece bir fotoğraf yeterdi insan için gerektiğinde, bazen o kadar somut olmasına bile gerek yoktu kalanın. ama bir şekilde unuttum, bu kadar saçma gelişmiş her şeyin toparlanıp bir bütün olarak karşımda duracağının. çünkü anlamsız veya anlamlı görünen her şey zaman içerisinde üst üste eklenerek bir şeyler oluşturuyor; mesela o çocukken izlemişsin gibi gelen filmde hep arkadan geçen bir karakter. tüm her şeyi geçtim, giriş ve gelişmeyi dahi tüm suçluluğa rağmen bir kenara bıraktım, en olmayacak şey zarafetten düşmekti. malesef. çünkü hata taşınabiliyor ne kadar üzse de, ama bu başka bir şey. ve ben her şey için üzgünüm.

      ; by capodelnulla on Grooveshark

17 Ekim 2013 Perşembe

// sabah içilmeyip de bir köşeye bırakılmış portakal suyu gibi hissediyordum. gerisi gecenin etkisiydi. zaten böyle oynanır mı, las vegas'a gitsem değil donu böbreğimi bırakıp dönerim herhalde.

14 Ekim 2013 Pazartesi

kırsal iskoçya gitgide terkediliyormuş çünkü insanlar yavaş internetten şikayetçiymiş. ucuza baraka almaya gideyim diyorum ben de. olma mı? hem ordan izlanda'ya uçuşlar da ucuzdur.

o zaman iskoçları böyle alalım bir iki şarkı söylesinler bakalım; diyordum ki düğünde sahneye akraba davet eden piyanist şantör gibi hissettim bir an kendimi. hayat çok garip, keltlerin diyarına gitme hayalleri kurarken bir bakmışsın ki piyanist şantör oluyorsun. "metaforlar foraa!" anlayacağınız, malesef yelkenler daha çok beklerler zaten. 

iskoçşantör by capodelnulla on Grooveshark

13 Ekim 2013 Pazar

late for the sky - jackson browne

melodiler gitmiyor. neydi? hah; ah bu şarkıların gözü kör olsun.
hiçbir şey yoksa da, late for the sky söyleyen jackson browne var şu anda.  

12 Ekim 2013 Cumartesi

bazen ne kadar kabul edemeseniz de hikayedeki kötü, melun adam sizsinizdir. çünkü öyledir.

belki bir de, bir an büyüyüp sonra anında diğer tarafa kaçan gözbebekleri olur, kalmasaydı dedirtir. 

4 Ekim 2013 Cuma

ayıp olmasın ama kış bastırmış sana hadi bana da kartopu yapıştırsana*

ekimle beraber pembe yanaklı soğuklar mevsimi ankara'da açılmış bulunmakta. ben de first aid kit'in ayıp olmasın ama kış bastırmış sana hadi bana da kartopu yapıştırsana şeklinde dilimize çevirdiğim şarkısıyla kendisini karşıladım, iyi yaptım.  

bir de ben duyurumu yapayım: mançini atkıları gelmiştir!

humans of new york*

ya da kısaltılmış haliyle; hony. brandon stanton'un şehrin çeşitli yerlerine gidip orada yaşayan insanları fotoğraflamasıyla başlayan projesi zaman içinde daha da gelişiyor ve o insanların kısa kısa hikayeleri veya o anda akıllarında olan şeyle sorulara verdikleri cevaplar da o fotoğraflara ekleniyor; sonuçta hayranlık uyandırıcı bir iş çıkıyor. çünkü mutlaka yolda yürürken çevrenize bakıp düşünmüşsünüzdür bu insanlar nereye gidiyor, ne yapıyor acaba kafalarından ne geçiyor diye, sonuçta oradaki tek benlik siz değilsinizdir ve sadece kendi kendiniz kontrolünüzdeyken şaşırtıcı gelir orada o kadar fazla kontrol olması. bu merakın, veya sorgulamanın, bir nevi tatmini oluyor humans of new york. evet, sadece bir noktada isminin adandığı, yaşayanlarının konuştuğu şehri tanımlıyor proje ama sonuçta insanlar orada kilit kelime oluyor.

2010 yazında başlayan bu yaratıcı işten benim ancak üç aydır haberim var ve o üç ayın her gününe ayrı bir değer kattı o kısa metinlerle stanton'un fotoğrafları. üstelik dijital ortamda olanı her zaman biraz uzak bulsam da garip bir samimiyeti var facebook sayfasının. yine de benim gibi belli şeyleri somutlaştırmayı sevenler için güzel haber kitabının çıkışına iki hafta kalması, şu anda amazon veya book depository gibi sitelerden önsipariş edilebilir.

bir de uzun süredir bekliyordum, benzer konseptle sayfalar ne zaman açılacak diye ve bugün şans eseri farkettim ki onlarca şehre, hatta bazısında ülkeye özel sayfa açılmış facebook'ta brandon stanton'ın bu muazzam işinden esinlenilerek. onlar arasında da ilgi çekici şeyler yapabilenler olmuş fakat hiçbirinde orijinalindeki hava yok tabi. basit ve yaşama fazla yakın güzel bir fikri uygulamak isterken ya stanton'ın fazla etkisinde kalmışlar ya da aynı isim altında fazla alakasız işler olmuş. bunu da not düşmek istedim. 

blog için buradan.