29 Kasım 2013 Cuma

tarkovsky, özsaygı ve o gibi şeyler

tarkovsky, özel hayranı olduğum yönetmenlerden biri değildir fakat günlüklerini okurken en keyif aldığım insanlardan birisi olabilir. garip biçimde, düşüncelerini böylesine yakınsadığım insanların işlerine pek uzak kalıyorum ben. tek kelime anlamadığım ama kulağa güzel gelen diliyle konuşsun tarkovsky, ben ingilizce'den çevireyim söylediklerini:


genç insanlara neler söylemek istersin?

bilmiyorum.- sanırım sadece yalnız olmayı öğrenmelerini ve mümkün olduğunca kendi başlarına zaman geçirmeyi denemelerini söylemek isterim. bence bugünün gençlerinin problemlerinden biri gürültülü, hatta zaman zaman agresif olaylar çevresinde bir araya gelmeye çalışmaları. benim görüşüme göre yalnız hissetmemek için kalabalıklaşmaya yönelik bu istek talihsiz bir semptom. her insan çocukluğundan itibaren kendiyle nasıl zaman geçireceğini öğrenmeli. bu yapayalnız olmaları anlamına gelmiyor, ama bir insan kendi başına kaldığında sıkılmamalı çünkü yalnız olduğu için bunalan insan, öz-saygı açısından bakarsak, bana her zaman tehlike içerisindeymiş gibi gözüküyor.


28 Kasım 2013 Perşembe

fun pay wall*

şarkıların sözlerini kendi kendime uğraşırken değiştirmeyi sevsem de genelde başkalarının yaptıklarını pek umursamam. bu sene ingiltere'de transfer sezonunun son gününde bir arsenal taraftarının wenger'in cimriliği için yaptığı şu video böyle parodimsi işlerden hayran kaldığım ilk videoydu, hatta şimdiye kadar onlarca kez de izlemişimdir. ancak oyun medyasının biricik jim sterling'i dünkü jimquisition'da wonderwall'a yeniden söz yazarak döktürmüş yine. zamanında the escapist'i takip etmemi sağlamış insan da kendisiydi, twitter'a girip göz atma sebeplerimden birisi de kendisi. kendisine sevgilerimle.


25 Kasım 2013 Pazartesi

the only boss i listen to is springsteen*

açılın canlar, patron hala buralarda.  2014 ocak'ta yeni albüm high hopes geliyor.
neydi? dinlediğim tek patron; springsteen. 

gitarda da gece bekçimiz tom morello var. severler.




20 Kasım 2013 Çarşamba

bir gün bir şarkıyı kıpır kıpır diyerek öveceğim aklıma dahi gelmezdi. övecek şey ve biçim mi arıyorum nedir? o bu değil de çok şık şarkı be. ayrıca en uzun 2 sözcüğü 5 harfli olmak üzere 8 kelimeden oluşan cümle kurmuş olmanın keyfini yaşıyorum şu anda. yeni hedefim cümle kurarken 9 kelimeyi aşmamak.

15 Kasım 2013 Cuma

frances ha

sevgili frances, diye başlayıp sana mektup yazacaktım ki senin modern love eşliğinde hoplaya zıplaya sokakta koşup (evet evet mauvais sang'te de vardı aaa leos carax'ya gönderme yapmış falan filan) sonra every 1's a winner ile beraber bu sefer çok başka sokaklarda üzgün küskün öyle dolaşman gözümün önüne bir daha geldi de söyleyeceğim her şeyi unuttum. hoş şimdi düşününce, seni tanıdığım her sahne ayrı bir güzeldi ama o iki sekans arasındaki kontrast farkı filmi ifade edebilecek en şahanemsi şeydi herhalde. neyse, siyah beyazlarda üşütme çok. yoksa cat stevens'a bağlanır wild world dinleriz. ne diyordu bowie; but I never wave bye-bye. bowie ama deniyorum deyip devam etsin, biz denemesek de olur.

 

14 Kasım 2013 Perşembe

itiraf ediyorum; larry david'i otobüste görsem yer veririm. o derece güzel bir insan yani. yeşilçam filminde olsak hulusi kentmen'e saldırır larry david'e "size dede diyebilir miyim?" diye sorarım. hayır zaten niye yeşilçam filmi samimiyetsizliğine girdik ki şimdi? neyse işte aşağıdaki fotoda knicks maçını izliyor larry david. 

ve şimdi de ankara'daki umut hırgürses'ten, new york'taki tavşanküs-dağlı dedesine david byrne-sad song geliyor efenim. bizi dinlemeye devam ediniz.


3 Kasım 2013 Pazar

ironi toplu konutlarda bir apartman ismi zaten

tütsü suratıma bakıyor, sanki beni tanımaya çalışıyor gibi. o sırada yine birileri tartışıyor, seslerini duyuyorum ne zamandır; kimse memnun değil, hissediyorum. ne güzel demişti vüs'at o. bener: biraz da ağla descartes! sokrates'i anlatıyor bir adam amfide. herkes ne zaman ara verilecek diye bekliyor, eller telefonlarda. benim ellerim kafamla sıranın arasında, kararsızım; suratım kollarımla kapandığı için gözlerimi açsam yine de uyuyabilir miyim diye. gün içerisinde 19. kez o akşam erken yatmaya karar veriyorum. sonra adamın sesi kesiliyor, kısa süre içerisinde boşalıyor amfi. yanımdan geçerken omzuma dokunup görüşürüz diyor birkaç kişi, kafamı sallıyorum sadece, bir de gülümser gibi yapıyorum. vizyonda film yok, yani izledim olanları; önceki gün de kitabevlerini gezmiştim yeterince. otobüsler duraktan kalabalık; demek ki bir yere giden insanlar, bir yere gitmek için bekleyenlerden daha fazla. ironi toplu konutlarda bir apartman ismi zaten. kapının açılışını duyan tütsü kafasını kaldırıyor yattığı yerden, suratıma bakıyor; sanki beni tanımaya çalışıyor gibi. bir kadın konuşuyor: potansiyel! bir adam karşısında sinirleniyor; bazen film sahneleri taşınıyor gözümün önüne. o sırada değil, daha önce kapanmış sahaf. yine de yürüyorum oraya kadar, zaten çizgi roman dükkanı kafamda daha güzeldi. buysa jazz çalan tükan gibi. bir berbere sırada kaç insan olduğunu soruyordu insanlar, sayı saymayı unutmuş gibi. berber günde 19 kez nasıl olduğunu anlatıyor, 8 kez o yeni yasanın ne kadar yerinde olduğundan bahsediyordu. yani bu hızla giderse 13 yıl sonra seçim kampanyasını başlatabilir ve aldığı 5 oyla tükana dönerek, "sırada 5 kişi var abi" diyebilirdi. yine buradayım sonunda, kapının açılışını duyan tütsü kafasını kaldırıyor yattığı yerden, suratıma bakıyor; sanki beni tanımaya çalışıyor gibi. ama şimdi hafif bir müzik çalıyor; 6. salonda çok film izledim burada. 5'te de. 7'de de. çünkü benim izlediğim filmler genelde küçük salonlarda oynuyor, ama bugün salon dolu. film üzgün. düşünebiliyor musunuz, günde 3 kezden haftada 21 kez o film ağlayamıyor o salonda, oysa hep üzgün. işte bu da otobüsle dönerken yapılması gereken hesap, yol uzun. garip, insanlar hiç zorluk yaşamıyorlar filmler bitince. sanki sadece birkaç saniyeliğine bön bön bakmak için oturmuşlar gibi hemen kalkıp devam edebiliyorlar kaldıkları yerden, neden bu kadar hevesliler ki hep dönmeye? bu hesapları da yapmak için otobüse gitmeden maçı izlemeliyim. yaptığım ender şeylerden biri, yani sanırım bir şeylere katılıyor gibi olduğum. aa siz bugün göstermeyecek misiniz abi maçı? tamam senin tanıdıksa gideyim, neresi orası? hayır! nasıl düştüm buraya? düşmedim, merdivenler vardı. ne kadar güzel ki tüm bu sivri zeka girişimlerime rahatça gülüyorum kendi kendime yaptığımda. sonrasında gelen gece ve otobüs o ilk hatırladığım andan beri hep güzel ikili. ama o otobüste koltukların altında neon ışıklar vardı ve ben tüm yolcuların geriye yatmış kafalarını teker teker saydım. hep aynı çıkıyor olması can sıkıcıydı. kapının açılışını duyan tütsü kafasını kaldırıyor yattığı yerden, suratıma bakıyor; sanki beni tanımaya çalışıyor gibi. alarm uyandırıyor, erteliyorum. uyandırıyor, erteliyorum. uyandırıyor, şimdi kalksam hala derse yetişebilecek durumda şehrin olmayan saat kulesine ayarlı zaman; o yüzden yine, daha çok erteliyorum. uyandırıyor, ve artık istesem de derse yetişemem, uyanıyorum. perşembeye özel bir şey var, 7 perşembedir gidemiyorum böyle, kalıyorum. oysa az önce cumadan bahsediyordum. ondan önce de çarşambadan. ondan önce de şundan, bundan. haftanın her gününü biliyor gibiyim; n'olur, nasıl olur? bazen özel yetenek gibi çınlatabilirsiniz çünkü tüm bıkkınlıkları. kapının açılışını duyan tütsü kafasını kaldırıyor yattığı yerden, suratıma bakıyor; sanki beni tanımaya çalışıyor gibi. 




2 Kasım 2013 Cumartesi

hey hey hey!

fat albert'in tema müziğini hala dinleyip kendi kendine eğleniyorsan, tebrikler, resmi olarak boku yemiş bulunmaktasın. nereden mi biliyorum? hey hey hey! bir de filminde onun bir rap versiyonu var ki, ne siz sorun ne ben söyleyeyim.
 

ayrıca;
sevgili sharon van etten,
ben şarkıda "dear I need someone who's lost" diye hitap ettiğin, dear'lara gelesin o nasıl nitelendirme öyle?
görüyorum, seattle'lardan sydney'lere radyo istasyonlarında bile mini konserler veriyorsun. öyle ki bir tek etimesgut belediyesi şenliklerine gelmediğin kalmış. hoş değil. yakında seni buralarda da görmeyi temenni ediyorum. bak senin için temenni bile ettim, cümle içinde kullanmam başka zamanda. bir de bir dahakinde güvercinlerle koreografi oluşturalım, sen çalarsın sana eşlik ederek beraber kafa sallarız öyle, olma mı?


 

*"benim en büyük mutluluğum herşeyden kaçmak. herşeyden. tüm çocuklardan. tüm acılardan. tüm sevgilerden. tüm orgazmlardan. tüm gecelerden. tüm günlerden. her hilal aydan, her ülkeden. ben her gece ölüyorum. her sabah yeniden cnalanıyorum. her yirmidört saatlik zaman dilimi hem ölüm hem yaşam aynı zamanda..."
*tezer özlü 

bence bizi cartman paklar. evet, lanet olasıca ben de çok sıkıldım.