29 Ocak 2014 Çarşamba

kill that clown - sóley

palyaço üzerine söylenebilecek yeni şeyler varmış; tony soprano duysun. ama söylenecek yeni şey aslında başka bir şey için eski olandan uyarlamaymış; yani tony hala en direkt olanmış, komik olan sonradan kendini de palyaço diye nitelemeye başlamıştı. 

küçükken misafirlikte gördüğüm biblomsu küçük şelale içinde suyun devridaim ettiğini duyduğum anda yaşadığım şaşkınlık seviyesine bir daha ulaşamayacağımdan hala korkuyorum. devridaim diye bir kelime olması ve benim bunu okumayı henüz öğrenirken farketmem ayrıca heyecan vericiydi. kabul ediyorum, uzun süredir sebebini anlayamasam da devridaim diye bir sözcük olması hala heyecan verici, yalnızca ilk anda var olduğu anlaşılan kabulün verdiği şaşkınlık artık yok. ciddi bir adam'ı sadece coen'ler o kadar sade anlatmıyor yani. suyun devridaim etmesiyse hala en şaşırtıcı gerçeklerden biri olabilir. david foster wallace'ın konuşmasını normalde ayda bir tekrar dinlerken bu sefer haftada iki kez dinlemiş olmam suya takma sebebim mi bilmiyorum, ama daha iyi anlamlandırabiliyorum. gerçekten de su ne lan?

kill that clown'a caption olacaktı aslında ama yazarken şarkı hala çalıyordu.

 

26 Ocak 2014 Pazar

kurt vile'ın selamı varmış. diyorum ki bir hafta boyunca her gün farklı bir kurt vile şarkısı dinleyerek cloud control'un mother ganga dileğini gerçekleştirmeye yaklaşabilir miyiz? tabi ki hayır. ama şimdi suda üstüne gidemeyeceğimiz bir şey olmayınca ister istemez akla david foster wallace'ın this is water konuşması geliyor. gerçekten su ne lan? gidin wallace anlatsın, ben uzun zamandır sürekli tekrar yapıyorum.  

mother ganga take me higheeerr


20 Ocak 2014 Pazartesi

lykke li - sadness is a blessing

sınavdan çıkıp sipariş ettikleri yeni çizgi romanlar gelmiş mi diye arkadaş kitabevine gitmekteydim ki o da ne? paul giamatti burada! tabi üşengeçlik sonucu iki-üç ayda bir tıraş olan birisi olarak -olmalardan bir kule yapıp jenga oynaraktan- camda yansımamı gördüğümü farkettiğimde neyse ki henüz kendimi etraftaki herkese rezil edebilecek kadar heyecanlanmamış, sadece donmuş kalmıştım. ama böylece 40 yaş civarı halimi de keşfetmiş oldum. daha bir mi sevdim giamatti'yi?

19 Ocak 2014 Pazar

john newman - out of my head

ne yani chet baker da mı dinlemeyelim? zaten fables'dan bahsediyoruz, fabletown'da ne dinliyorlar zannediyorsun? gerçi hiç dinlemediler ama dinlemeliler. hadi ben mundy'yim de boy blue'nun hatrına dinleyiversinler bari. ne garip fiiller var ha. neyse willingham'a burdan sesleniyorum; beni amatör kümeye transfer etsin, avrasya fabletown'ını ben kuracağım tamam. evet avrasya deyince bir anda ben de soğudum olaydan çaktırmayın. neyse willingham boşuna çıkmış benim sesim rahatsız ettik seni de. 

"bu mont kimin, al bunu burdan al" düşün yani kiminden sonra soru işaretine yer kalmıyor. fables üzerinden kurduğum bağa dayanarak other lives'ın tamer animals'ını ortaya armağan ediyorum. bir de canım bi ayrım yapmak istedi bir an, london grammar sevmeyen gitsin lan demek istiyorum. sonra gelin konuşuruz. we argue we don't fight yani. 

ben de angara ağzı diye grup kuracağım/ bir an gülümsedin kabul et. sonra iğrenç olması gerektiği yönündeki baskı devraldı ve şu an sayfayı kapattın, evet. hah kapatmadıysan dinle bak; brooklyn nine-nine cidden iyi, bu ara güldürüyor bayağı. chang "evvrryywheeeeree" diyerek kollarını yukarı açar, britta ellerini masadan sakince çekip ellerine bakmaya başlar ve sahne kapanır. evet, community'yi izlemiyorsan git zaten. 

"paramparça edeceğiz sizi paramparça": bu ara yemek hazırlamaya üşenip ekmek kutusundan ekmek aldığımda bunu söylüyorum kendi kendime. hee sıkıldım. sen sanki çok eğleniyorsun, ulan hadi ben yazıyorum, sen de okuyorsun. neyse yarın maç var, 90 dakika daha boş eğlence bana.


 

14 Ocak 2014 Salı

gary clark jr - the life

gary clark jr., bir süredir bağımsız müziğin merkezine dönüşmüş olan austin/texas'tan çıkma bir soul/blues müzisyeni. fakat son albümü blak & blu'daki kendisini tanıdığım tarzdan biraz farklı olan 06 nolu şarkısı the life bence albümün en iyisi. söylediğine göre evde bir davul synthesizer programıyla uğraşırken deneysel biçimde ortaya çıkmış şarkı. bir de artık bilinçaltı kaynaklı mıdır nedir bilmem, drug/drum dil sürçmesi oldu bunu söylerken. mia farrow'la oğlu uğraşsın artık onunla da milletin ahlak bekçisi olarak, ben müzik dinlemeye devam ederim.

gün boyu mırım hırım kırım ağıza yapışacak cinsten. 


8 Ocak 2014 Çarşamba

the ghost of tom joad*

patron'un yeni albümünde kendisinin onlarca klasik şarkısından biri olan the ghost of tom joad da yer alıyor. tıpkı 2009'da tom morello'yla beraber söyledikleri gibi high hopes'ta da beraber söylüyorlar.

steinbeck hayranlığımın sebebi olan gazap üzümleri'ni zamanında okurken hiç düşünmemiştim; sadece tom joad'ı böylesine güzel bir anlatı içerisine tekrar oturtabildiği için bile springsteen'e patron diye hitap edebileceğimi. 

"ve otoyol canlı bu akşam / ama kimse kandıramıyor kimseyi nereye gidiyor / ben oturuyorum burada kamp ateşiyle / arayarak tom joad'ın hayaletini"


4 Ocak 2014 Cumartesi

get well soon - london grammar

mcdonald's'ta yemek yemek matematiksel olarak imkansız diyor chelsea martin o güzel şiirinde, ama ben çevirmeye üşeniyorum. 

imajlardan daha kaç saat bahsetmeliyim ki gerçekleşsinler; hayır, benim secret'ın okunuşuyla çağrışımlar yaparak dalga geçen bakış açımda çok da mümkün değil. yine de tüm her şeyi açıklayan ve çevirisini kimsenin yapamadığı bir almanca sözcük olduğundan şüpheliyim. belki fransızlarla tüm kavgası buydu almanların: kömür yalan enerji yok. hayır, fransızca bilmem-kaça kadar saymak camus'yu "ay ne güzel yazmış"ın ötesinde anlamayı sağlamıyor. ama ben bu sayede bir şeyi daha iyi farkettim son günlerde, siyaset bilimi okuyan birisi olarak tek, ama gerçekten tek politik arzum ve motivasyonum ankara'daki fransız ve alman büyükelçilikleri arasındaki paris caddesinin ismini alsace-lorraine caddesi olarak değiştirmek olabilir. gerisini krafwerk'in parodisi alman nihilist gruplara sorun.

nasıl ama, gazetede köşem olsa yerli medya daha keyifli olur değil mi? kim bilir belki mürekkepten kısıyorlardır. ha belki de kızıyorlardır ama ortalık kızan dolu, zaten sözlükte halk ağzında diyerek açıklıyorlar, problem orada da olabilir. erkek egemen, kızan her yerde. yeni karşı-slogan bu olsun. 

inan şarkıların alakası yok, ama bu cümleleri kendi kendime sürekli kurmaktan alıkoymaları yeterliydi.