29 Haziran 2014 Pazar

if i had a heart - fever ray

halay başınız, tedirgin translar diler. 
ulaşılacak evrenin uzak doğu menşeli korku filmleri tedirginliği değil, twin peaks tedirginliği olduğunu da baştan belirteyim ki kılavuz için kuş benzetmeleri yapmayın sonradan. 

28 Haziran 2014 Cumartesi

florida - luke temple

itiraf ediyorum; takım elbise ifade ettikleri dolayısıyla ne kadar itici bir kıyafet seçimi olsa da ne zaman nick cave'i veya warren ellis'i o kıyafetleriyle görsem hayran kalıyorum, gidip salaş halimden çıkasım geliyor. tabii bir bira her şeye çözüm, özellikle böyle anlık heveslere. 

yazınız yakıcı olsun, sonra dandirik kaynaşma masalarında muhabbet dönemiyor. 

21 Haziran 2014 Cumartesi

bo's veranda*



"sorunun kaynağına inmeliyiz" dedi; bazen klişelere dönerdi, bilindik güvenliydi çünkü. "inelim," diye cevap verdi dalga geçerek, "gidecek ne kadar yolumuz kaldı diye o zaman da düşünmeyecek misin sanki?"
-sorunun işte bu aslında, biliyor musun? 
-neymiş o?
-korkuyorsun. ne bileyim belki de sadece ciddi olamıyorsundur, alaycılık tüm benliğine işlemiştir. 
müstehzi bir gülümsemeyle "evet, doğrudur" dedi. "hayır, hayır, hiç dalga geçme yine, bak burada bile ciddi olamıyorsun," diye üsteledi öteki, "sen ciddi falan değilsin hiçbir zaman, sadece mutsuzsun, ciddi olamayacak kadar mutsuzsun." 
-mutsuz değilim, sadece pek mutlu değilim. çok uzatıyorsun, git başkasına sar. 
-tamam ya ben de onu diyorum; üzgün dağılmış falan değilsin sadece mutsuzsun. 
-ne söylediğinden zerre haberin yok biliyor musun? 
-işte bir de ciddiyet kılıfında ukalasın.
-evet, çünkü ne dediğini bilmiyorsun. 
-sen anlıyorsun ya ne dediğimi işte benden daha iyi. 
-bak, "mutsuz" ve "mutlu" dediklerin türemiş sözcüklerdir. bu ne demek? "mut" diye bir kökleri var. peki "mut" ne demek? aç sözlüğe bak; "mutluluk" yazmışlar karşısına, yani mut'tan türeyeni mut'tan türeterek açıklıyorlar. o zaman mut ne? 
-ya tamam bırak yine başladın saçma sapan çıkarımlarına falan, basit bir şey söylüyorum sana: git mutlu olacağın bir şeyler yap. istediğin kadar başka şeylere suç at, daha söylediğin şeyin tanımı yok de, basbayağı mutsuzsun işte; tüm derdin bu. 
-memnunum ben. 
-bir de bu var değil mi, laf ebeliği. sanki mutluyken sağ gözün, memnunken sol gözün çalışıyor da birbirlerini koruyorlar, aynı şey ha memnunmuşsun ha mutlu. senin memnuniyet dediğin tembellik, korkaklık, bok içinde oturmaktan canı çıkıp da yine de benim bokum değil mi diye ses etmemek. 
-susarsam susacak mısın?

ve hayalindeki sahne -kamerayla değil belki ama yine de- gerçek olmuştu. müzik devam ederken birisi yere düştü. ayakları görünüyordu sadece halının kenarında, kamera boşluğa odaklanmıştı. beyaz ayarını hala öğrenememişti, zaten her şey otomatikten olmamış mıydı?

3 Haziran 2014 Salı

etten - brautigan - olsen

are we there'in çıkışı sayesinde resmen sharon van etten söyleşi ve içeriklerine boğuluyorum bu ara, sağolsun hiçbir röportaj talebini geri çevirmiyor galiba. öyle ki bir ara acaba yerli bir dergiyle iletişime geçip onlar adına söyleşi talebinde bulunsam mı diye düşünmedim değil, -de sonradan üşendim açıkçası. her neyse, the lab magazine adına clemence poesy kendisiyle röportaj yapmış; hani şu iyi oyunculuk performansları kadar dönüp dönüp bakılacak zariflik ve güzellikteki fransız var ya; hah o işte. kendileri benim gibi çekirdekten sherlock holmes hayranı birisi için irene adler'i oynayacak ideal oyunculardan birisidir, hatta kendisini ilk kez in bruges'de izlediğim dönemde içinden irene adler geçen holmes hikayelerinden birini okurken "oha, poesy lan işte!" tepkisi vererek bu durumu farketmişliğim vardır ama şimdi bu ayrı mesele. biraz da email ile söyleşi yapmanın dezavantajı olarak gayet uyduruğumsu sorular sormuş olsa da poesy yine de güzel bir kaç soru ve genel itibariyle güzel cevaplar geldiği olmuş, en azından son dönem şerın röportajlarıyla artık ezberlediğim albümün son 2 yılda şerın'ın yaşadıklarını konu alması hikayesini bir kez daha okumadım.

neyse, bu kadar uzattım sonuca geleyim: poesy'nin gayet klişe ama hep meraklandıran "hangi şarkı sana keşke ben yazmış olsaydım dedirtti" sorusuna işi yazarlara da vurarak cevap vermiş şerın ve richard brautigan'ı da nick cave, pj harvey gibi kendisinin hep bahsettiği müzisyenlerden hemen sonra görünce "aha," dedim "şimdi belli oldu." rica ediyorum, brautigan sevmeyen insandan geçilir mi? merdümgiriz nitelemesinin şahsım için rafa kalkabileceği ender durumlardan biridir yani brautigan seven insanlar.

neyse bari clemence poesy'nin şerını keşfettiği şarkıyla sanki biraz anlamlıymış gibi göstereyim postu, üzerine de sevgili angel olsen ile doz aşımını yapayım. hadi iyi yaz üşümeleri.