19 Temmuz 2014 Cumartesi

how soon is now?*

sanki burada değilmiş gibi bir havası var, ama etrafındakileri yok sayıyor gibi değil: tepkisizce ilgileniyor çevresiyle. bir aidiyeti olmadığını düşündürüyor hareketleriyle, bir insanın yalnızlığı çevresindekilerden çok kendisiyle ilgilidir çünkü ve bir yalnız, diğerini hemen fark edebilir kendi mutsuzluğunu kabullenebildiğinde. bunu gösteriyor; herkesin sıkıldığı ifadelerinden okunabilirken onun daha çok içten içe bir kırıklığı var sanki, mesele mutlu olmaktan ziyade fazla mutsuz olmamak çünkü; bilmem katılır mı? olağan gözükmüyor bu yüzden, ve olağan dışı da. etkileyici olan hep bu arada'lık; bu tedirgin edici belirsizliğe yakışır duran insanlar hep daha sıradandır, ama hep daha ayrıktır. aslında mesele sadece o-burada-değilmiş-gibi olan değil, hem nasıl olabilir henüz kekeme bir sohbet bile yokken ortada? olabilir pekala, ama etken olabilir, belirleyici değil. '90'ların sallanan melodileriyle cevap veriyor buna springsteen, niye haklı bilmiyorum. oysa dert haklılığı değil, sadece kafayı karıştırması yetiyor şu noktada. ve sanki, en güzel sözcüklerden biri. içinde o kadar fazla eften püften insani kaygı, beklenti, dilek vs barındırıyor ki her cümlenin içerisinde yer alması gerekiyor gibi bazı zamanlarda. sanki, sanki diyerek iletişim kuruluyor farklı bir düzlemde.

ve dünya üzerinde haklı olmadığında bile en haklı olan ender adamlardan birisi morrissey. bu gerçek 1.
ve fakat geppetto yalnız ama kötü bir adamdı, bu da gerçek 2.
how soon is now'ın gelgitli tedirgin edici melodisi en az sözleri kadar güzel. bu da zayıf kapanış 1365.

15 Temmuz 2014 Salı

miles davis' funeral - morphine

hiçbir şeyi, birkaç şeyi, belli bir şeyi ve tabii ki her yalnızın derdi şeyi tek bir cümleye çeviremezken çalıyordu; tüm bildiğim şeyleri çekip içine aldı.  




13 Temmuz 2014 Pazar

heheheheh. ya da hahahahah. bilemedim, yazılı gülmeyi beceremiyorum.
42. saniye civarlarında introyu duyar duymaz clapton'ın yanında zıpırdayan siyahi basçı abi kadar heyecanlı olduğum doğrudur.


12 Temmuz 2014 Cumartesi

you look like rain - morphine

ne demiştin; henüz bir türlü diyalog formuna getiremediğin ama ısrarla takıntılı olduğun insana dair şarkı yok mu? morphine şemsiyesiz sunar.
tabii diyalog formuna çoktan gelmiş olan tanışıklık içindir muhtemelen şarkı ama sadece ismi yetiyor kendi amaçlarım için şarkıyı almama. 

10 Temmuz 2014 Perşembe

o soruları daha önce sormuştum, şimdi kim'i değişti. bundan sonrasında maymun sesleri çıkartarak anlaşmayı düşünüyorum. başka türlüsü, hangi türlüsü derken tek tip hep tip bir durum gelişmesi pek engellenebilir gözükmemekle beraber aynı soruları sorabiliyor olmak yeni kesilmiş çim kokusunu hissettirebiliyor. cümleler aslında bağlantılı bu arada. mühim olanın hangisi olduğu konusunda şüpheler ve karşıtlıklar yaşamaktayım. kesinlik olmama sebebi diyerek devam edecekken fark ettim: sanırsın şarkı bitti, daha şarkı bile yok oysa. bebop herkesin harcı değil, sonuçta ilk nefeste kesilmesi var daha bunun.


7 Temmuz 2014 Pazartesi

"bir nevi megalomanım, ama özsaygısı aşırı derecede problemli bir megaloman."
john wray'in 1 temmuz tarihli new york times röportajından.

6 Temmuz 2014 Pazar

dream song 14, john berryman

berryman'ın güzelim şiirini kendimce çevirip beraber gidecek bir de playlist yaptım.

berryman by capodelnulla on Grooveshark

düş ezgisi 14*
Yaşam, dostlar, sıkıcıdır; Dememeliyiz böyle.
Nihayetinde, gök parıldıyor, büyük deniz gürüldüyor,
biz, kendimiz, parıldıyor ve gürüldüyoruz,
ve dahası annem ben küçükken söylemişti 
mütemadiyen "bir an sıkıldığını itiraf etmek 
öz-yeterliliğini yitirdin demektir" Şimdi neticelendiriyorum ki
öz-yeterliliğimi kaybettim, çünkü hayli sıkıldım.
İnsanlar beni boğuyor,
okumalar beni sıkıyor, özellikle büyük edebiyat,
Henry beni sıkıyor, talihsizlik ve şikayetleriyle, 
olabildiğince kötü aşil'inkiler kadar, 
ki o insan canlısıdır ve cesur sanatı sever, ve bu beni sıkıyor.
Ve yatıştırıcı tepelerle cin, iç karartıcı geliyor
ve hiç yoktan bir köpek
götürmüş kendisini ve kuyruğunu olanca uzağa
dağlara ya da denize ya da göğe doğru, bırakarak
arkada: beni, salla-(pati). 
*john berryman

3 Temmuz 2014 Perşembe

county line - cass mccombs

bazen duyumundan bazen kendiliğinden tuhaf bir çekiciliğe sahip oluyor sözcükler kişi için. kasaba, mesela. sadece ses duyumu değil, çağrışımlarıyla beraber çok farklı bir sözcük. kendi içerisinde ufak ve huzurlu bir topluluk, idealize edilmiş bir yaşam alanı, hızdan ötürü kendi ekseninden çıkmaya başlamış büyüklüklerden bir kaçış veya daha başka bir sürü laga luga. büyük trajedi yazarı insanı endişeye bağlamış ya, aslında insanın neye değil bir şeye bağlı olması asıl mesele. zihinlerin üzerinde her zaman sallanan bir ufuk görüntüsü var, kimisi direkt bantlamış kimisi güzelce çerçevelemiş kimisi kıvırıp atmış; ama nihayetinde hepsi bir ufuk görüntüsü. gün batımı da bunun için izlenmiyor mu? "buraya sıkıştırdığım ufukta olanlar nefes aldığım bu bunaltıcı havalı mekana da yansıyacak mı?" merakı işte, ötesinde romantize etmeye lüzum yok. zaten bir başkası olmalı mı, nasıl olmalı neden olmalı temalı merakların kendisini zibilyonuncu hatırlatışında bir çıkış yoksa herhangi bir varlığı iki uçlu bir doğrunun etrafında nasıl döndürebilirsiniz, hacim hesabı yapmıyorsunuz ya? neyle başladım nereye gidiyorum yine, ama kafamda söylenmek için dolanan şey aslında bir başkası odaklı olandı.

işte bu da böyle bir serzenişimdir. lucky luke'a selamlar, ben ata binmeyi bilmiyorum. ya kontrolörde yuvarlağı bulacağım, ya da bulacağım diyerek bayatlamış çiller esprileriyle saat kaç diye sordurtacağım. etkenli ettirgenli olduğuna bakma, temelde hep edilgendi.

bu arada tellier'nin 14 temmuzda yeni albüm geliyor. (azıcık sevinç gösterisi falan buraya gelecek.)