27 Eylül 2014 Cumartesi

dolaylı düet: juliette lewis & broken bells

sevgili juliette lewis salon'a yeni filmi kelly & cal için röportaj vermiş. diyor ki; "... ama varoluş krizi mi dedin? yüzde yüz öyle. hatta o sözü ve kalıbı kullanıyorum çünkü 20 yaşındayken dayanak olup insana güç veren şeyler 40 yaşındayken yaşamda aynı yeri tutmuyor." buradan sonra kendisiyle röportaj yapan kişinin yaşını tam doğru tahmin eden lewis, "sana gerçek mutluluğu veren şey ne?" sorusuna asıl alıntılayacağım cevabı veriyor:
"...spiritüel dediğinde dahi, diğer insanlarla olan bağın yaşamın anlamı olduğu hissindeyim. günün içerisinde bir gülümseme, başka bir insana nasıl olduğunu sormak... hepimiz kendimize odaklanıyor, kendi merkeziliğimizde kayboluyoruz ve bu diğerlerine yukarıdan bakmak anlamına gelmiyor; kendi dertlerimiz ve kaygılarımıza odaklandığımız anlamına geliyor, ve bu benim müzisyen olma sebebim. canlı müzik benim için kilise. spiritüel olan bu. müzik ve harmoni aracılığıyla var olan bu bağ. bir şarkı etrafında koca bir salonun birleşmesi inanılmaz bir şey. mutluluk bu. bence; müzik, insanlar, kahkahalar, enerjiler ve bunlar arasındaki zirve ve etekler mutluluk. bence mutluluk yakalanması zor bir şey, yani fırtınalı bağlantılar arasındaki bir an gerçekten; mutluluk bu."

enerji muhabbetine girmeseymiş tammış, orada bende hafif bir kopuş olduğu doğrudur. ama bunu okuduktan kısa bir süre sonra spotify'daki listemde broken bells'in holding on for life'ı çalmaya başladı. şu cevapla o şarkı bu kadar denk gelemezdi diye düşünmekteyim.

6 Eylül 2014 Cumartesi

beckett, manics ve senar'ın kesiştiği yerde buluşalım

"...gerçekten de hayranlık uyandırıcı bir şey onun için, ve öyle de kalacak, nasıl mahalleyi buldu da sonra girişi buldu, ve nasıl girişi buldu da sonra kapıyı buldu, ve nasıl girişi buldu da oradan geçip ötesine gitti. ne farkeder, mutlu ya şimdi. hayır, abartmayalım. halinden şikayetçi değil şimdilik. çünkü biliyor; doğru yerde, sonunda. ve biliyor; o şimdi doğru kişi, sonunda. başka bir yerde yanlış kişi olacak hala, ve başka bir adam, evet, başka bir adam için burası yanlış yer olacaktı yine. ama o her kim olmuşsa o oluyor, ve mekan her ne olmuşsa o; uyum tam. ve bunu biliyor. hayır, sakin olalım; bunu hissediyor. gelecek olan uyumun dokusuna değişi -uyumun önsezisi çürütülemez-, kendi haricindeki her şey o olacak, çiçekler ona dahil olan çiçekler, gök onun üzerindeki gök, üzerinden geçilmiş toprak üzerinden geçilen toprak, ve hepsi onun yankısı gibi çınlıyor. (...)"*



herhangi bir siyaset tartışmasında son zamanlarda en çok dillendirdiğim şey aynı sorunlara çözüm bulma derdi olmayıp sadece konuya önceden dile getirilmiş olması çok muhtemel bakış açılarıyla yaklaşarak aynı şeyleri sürekli olarak tartıştığımız yönünde. fizik veya başka bir disiplinle ilgili bir konuda kimse doğrudan konuya atılmazken politik bir meselede herkesin uzman kesilmesi durumu fazlasıyla rahatsız olduğum bir şey, bu mesele hafızasız tartışma durumunu açıklayabilecek güçte bir örnek olabilir diye düşünmüyorum, ancak ilk aşamada insanlara daha anlaşılır gelen belli olgular insanlar için düşünme uğraşını kaldıran bir etkiye sahip gibi gözükmekte. dolayısıyla nasıl ki melankoli, olaylar bağlantılı dönemsel kırıklıklar haricinde belli oturaklılığa erişememiş kişilerle ilişkilendiriliyorsa varoluşa dair temel soruların dillendirilmesi de klişeleşmiş bir yakınma olarak algılanıyor. dışarıda, kişinin haricinde, doğrudan bağlantı kurulabilecek şeylerin yokluğu herhangi bir kişinin günleri derinlemesine incelendiğinde bir gerçek olarak gözükecektir diye tahmin ediyorum. zira uğraş dediğimiz ve insanın etkileşim içinde olmasıyla belli hislerine oynayan şeyler bir oyalanma olarak ortaya çıkıyor, insanın bir tür olarak adapte olabilme gücü bunun en açık göstergelerinden biri. evet, tenin bir başka insana yakınsaması ve bir başka insan ya da insanların varlığının kişiyi belli bir süreliğine memnun kılması, başka bir şeyi öncelikli olarak aramamaya itmesi bir başınalığıyla sarhoş olmamış her insanın başkalarıyla birlikte olmak isteğinin çiğ nedenleri ve gerçek. yalnız, burada kaçırılan şey insanın güvence duygusu. kapkaranlık bir sokağa tek başına yürümekle bir tanıdıkla yürümek arasındaki fark uçurum; burada karşılıklı güvence hissi görülebileceği kadar, birinin bir diğerine olan işlevselliği de görülebilir. bu noktaya gelince, tensel yakınsama veya bir başkasının varlığıyla memnun olma durumunun da belli bir işleve hizmet ettiği daha anlaşılır bir hal alıyor. o zaman işlevi gerçekleştiren özne neden bu kadar önemli oluyor? yani canlı veya cansız herhangi bir diğer varlığa birey kendiliğinden bir görev tanımlıyor, bu görev karşıdakinin ve hatta bireyin kendi bilgisi dışında bile olabilir, ancak bir diğerine yüklenen anlam bu görevden geliyor, başka şekilde zaten bir diğerine karşı kırgınlığa sürükleyen güçlü olumsuz duygular hissedilemezdi. yani yer geldiğinde ağlaklığa sürükleyen tüm insan ilişkileri bir noktada çok mekanik bir gerçekliğe bağlanıyor, ancak işte burada uyum devreye giriyor; çünkü bu görevleri görünür kılmayan şey o ikili uyum: iki farklı parti diğerine dair sorumluluğu kendiliğinden hissediyor ve buna belli bir etkileşim içerisinde biçim veriyor. şimdi başa, klişeleşmiş yakınma olarak algılanan sorgulama eylemine dönersek; bir kişinin varlığına dair sorular sorması ve diğerlerinin bu soruları hali hazırda belli kabuller sebebiyle garipsemesi insan ilişkilerini askıya alıyor. henüz varlık sebebini "burada olmuş olmak"la açıklayabilen bir insan dünyaya geldiği günü büyük bir hevesle kutlayıp diğerlerinin de bunu kutlamasını bekliyor; dünyaya gelmiş olunan günün kutlanacak bir şey olduğu kabulüyle yaşayan bir dünyada var olmanın doğal olarak getirdiği sancıların bahis konusu olması ne kadar mümkün olabilir? yani siyasi konulardaki hafızasız tartışma, aslında günlük yaşamımızın tam dibinden geliyor: gerçekten bir cevabı olamadan süregelmiş sorular geçiştirilmesi kabulüyle bizimle beraber başımızın üstünde duruyorlar, ucuz bir benzetmeyle; zaman zaman soru işaretinin noktası düşüyor, kişi o noktayı bulma telaşıyla sancılı bir süreç geçiriyor ve sonunda ya o noktayı bulup veya yenileyerek geri koyuyor ya da noktayı kaybetmiş olmanın getirdiği geçiştirilemeyecek gibi duran geleceğin kaygısı sebebiyle ve kendisini bildiğinden beri başının üzerinde olan soru işaretinin eksilmesi ile şimdinin sancısıyla kendisini bu diyardan götürüyor. bu durumda uyum dediğimiz şey biraz aldırmazlık, biraz kabullenmişlik ve biraz da kişi haricindeki dünyanın oyalamasıyla var oluyor. yani doğallığından bahsedemeyeceğimiz bu uyumun bu sebeple hissedilmesi gerekliliği ortaya çıkıyor. zaman ve mekanın doğru anda doğru kişiyle çakışabilmesi meselesi bu yüzden çok nadir, bu yüzden ben günleri birleştirebildiğim insanlara anlaşılmaz bir yakınlık hissediyorum ve yapaylığı sebebiyle aslında herkes bir noktada bir başına kalıyor. iyimser bir insanla kötümser bir insan işte bu yüzden aynı pencereden bakıyor aslında, sadece başa çıkma yöntemleri farklı, o kadar. gitmek bu yüzden güzel, insanlar bu yüzden şaşırtıcı: insan farklı bir şey bulabileceği yanılsamasını asla kaybetmiyor.


*watt, samuel beckett, faber and faber, 2009, s. 33.
*çeviri umut m. gürses