15 Kasım 2015 Pazar

yalnızlık değil sanki: bir arada olamamak. bu yüzden mesafe bazen yapıcı, çünkü özleyerek bağ kuruyor insan, fakat bir araya gelindiğinde çarpışan bir şeyler var, hani kadehlerin çarpışacağı düşleniyor belki ama kişilikler, sözler veya kendini çok daha az gösteren bir şeyler çarpışıyor o anlarda. göğe doğru yıllarca yükselmiş bir ağacın yaprağı dökülmüş dalları bu yüzden bu kadar güzel görünüyor; güzel, değer anlayışına da bağlı olarak, göreceli bir kavram olduğu için değil. zor olmaması gerekiyor aslında özlemin ortaya çıkardığı hislerin bir aradalık içerisinde soğuk gerçeklere dönüşmesi, hani hep öyledir ya; kendini iyi hisset filmlerinden toplasan kaç *klasik* çıkarken hep tam yerinden vurur insanı içkin hüzünlü olanlar. ne kadar ironik ki, bir noel klasiği olan o ilk gruptaki enderlerden biri dahi özlem-yokluk üzerinden yürütür anlayışını. belki de bu yüzden gerçeklikten kaçmaya çalışıyor insanlar ve gişede başarılı olan yapımlar bu yüzden bu gerçeklik-dışıdan beslenen vasatlıklar: farkındalıktan yoksun kalabalıklar. biraz da bu yüzden daha bir özel ankara yerlisine; evet bir çocukluk var o özellikte ama o kadar toy ve buna rağmen o kadar yoz bir kent ki, tek başınalığını geçirdiğin başkaları olmasına zorlasa da insanı tek başına varsın. tüm pratik şikayetlerin herkesin şikayeti, ama aynı anda değil. "yine de" demek elinde değil insanın, neden tokuşturduğumuz bir kadeh olamıyor? basit sorular, büyük laflar...   


21 Ağustos 2015 Cuma

tezer özlü hiç yalan söyler mi? söyler tabii. yani belki *gitmek* değil ama *gidiyor olmak* yaşam biçimidir. çünkü hep bu dönemler kalana dair fikirler daha netleşiyor. son birkaç aydır takıldığım şeylerden biri üç duvarın köşede birleştiği noktanın aslında evin bir parçası olduğu gerçeği. ya da kapının kasa eşiğinin altında alçıya istemsizce boyanmış ufak alan; tüm bu ufak kusurumsu, çünkü işlevsiz; istenmeyen, ama değiştirilmeyen pürüzlerin o evi yaratan gerçek şeyler olduğu. çünkü pürüz olmayan yer değil, pürüzü seni rahatlatan yer yuva olmayı, bir anlama mekan olmayı başarabiliyor. insanlar ve insan ilişkileri de böyle bir noktada.  

özlem iyi şey. *neden*, anlamı getiren soru söcüğüyken önce *ama* bağlacı geliyorsa bir icat çıkarması gerekiyor insanın.  

25 Mayıs 2015 Pazartesi

tütsü

...ve Sessizlik. ağır ağır değil, bir anda; gürültülü bir sesten hemen sonra. hayat devam etmiyor, yalnızca zaman akmayı sürdürüyor. aynı değil sessizlikler; bu, sanki birisi plağını, cd'sini takmış ve sonra kastedilmiş sesi bile kesildikten sonra yalnızca o çember dairesel hareketine devam ediyormuş gibi sessiz. yerde belki bir sıvı, kenarlara sıçrayarak gelip birikmiş gibi bir noktada. ama sessiz. her şey, ve eğer hala varsa herkes.


24 Mart 2015 Salı

mut

mut. sözlüğün, kendisinden türeme kelimeyle tanımladığı bir isim, hal. mutlu ve mutsuz'un, kendisine atıf yapılmadan, kendisi üzerinde oynanılmadan açıklanamayan kökü. rahatsızlık buradan kaynaklı belki de; o veya bu şekilde yaşamların etrafında döndüğü bir hissin, gündelik kullanımda sıkça rastlanılan sözcüklerin kökünün kendi başına ifade ettiği bir anlam yok. hep bir memnuniyetsizlik hali olmasının nedenlerinden biri başka, yalnızca, insan doğası olabilir mi? kendi kendine pan yapan gözler, filtrenin arkasından daha iyi görmüyordur belki yaşamı, yalnızca bir başka benliğin kaygılarını -ne kadar zorlasa da kendisini- hissedemiyor oluşunun etkisidir tüm bunlar. mütemadi bir rahatsızlık hissi, tekrar tekrar dönülen melodiler. hani tanıdık insanlarla beraber bir yerde durursunuz, artık işgal edilen alandan ayrılmak ister ve doğru anı kollarken bir yandan bir iki kelimeyle gideceğinizi söylemek için ağzınız açık kalır diğer yandan da sürekli yürüme ve vücudu taşımaya hazırlanma eğiliminde bulunan ayaklarınızı kontrol etmekte zorlanırsınız ya, adeta öyle bir tedirginlik. 


8 Mart 2015 Pazar

john frusciante'yi dinlemeyeli, bloga yazmadığım süreden en az 3 kat daha fazla zaman olmuştur. dün spotify'da rastgele çalarken "yıldızladıklarımı" karşıma çıkınca bir dönüp frusciante zamanı yaptım kendime ve ne kadar özlemiş olduğumu fark ettim. uzun süre dinlenilmeyen bir şarkının tekrar dinlenildiği ilk anda, o en yoğun dinlenildiği zamana insanı döndürebilmesi ciddi anlamda hala şaşırdığım bir şey.


blog boştu, çünkü