15 Kasım 2015 Pazar

yalnızlık değil sanki: bir arada olamamak. bu yüzden mesafe bazen yapıcı, çünkü özleyerek bağ kuruyor insan, fakat bir araya gelindiğinde çarpışan bir şeyler var, hani kadehlerin çarpışacağı düşleniyor belki ama kişilikler, sözler veya kendini çok daha az gösteren bir şeyler çarpışıyor o anlarda. göğe doğru yıllarca yükselmiş bir ağacın yaprağı dökülmüş dalları bu yüzden bu kadar güzel görünüyor; güzel, değer anlayışına da bağlı olarak, göreceli bir kavram olduğu için değil. zor olmaması gerekiyor aslında özlemin ortaya çıkardığı hislerin bir aradalık içerisinde soğuk gerçeklere dönüşmesi, hani hep öyledir ya; kendini iyi hisset filmlerinden toplasan kaç *klasik* çıkarken hep tam yerinden vurur insanı içkin hüzünlü olanlar. ne kadar ironik ki, bir noel klasiği olan o ilk gruptaki enderlerden biri dahi özlem-yokluk üzerinden yürütür anlayışını. belki de bu yüzden gerçeklikten kaçmaya çalışıyor insanlar ve gişede başarılı olan yapımlar bu yüzden bu gerçeklik-dışıdan beslenen vasatlıklar: farkındalıktan yoksun kalabalıklar. biraz da bu yüzden daha bir özel ankara yerlisine; evet bir çocukluk var o özellikte ama o kadar toy ve buna rağmen o kadar yoz bir kent ki, tek başınalığını geçirdiğin başkaları olmasına zorlasa da insanı tek başına varsın. tüm pratik şikayetlerin herkesin şikayeti, ama aynı anda değil. "yine de" demek elinde değil insanın, neden tokuşturduğumuz bir kadeh olamıyor? basit sorular, büyük laflar...