30 Mayıs 2016 Pazartesi

look on down from the bridge*

günün döngüselliği, dolandırıp da aynı noktaya bırakıyor insanı: bir hareket etme güdüsünün tüm eylem ve fikirleri askıya alabilme hali. tıpkı the smiths şarkısı gibi yani düşünebilince; olmayan bir diğeri üzerinden dertlenebilmek çünkü zaten tüm mesele bu gün içerisindeki varlığa dair. bir başkasının günü kurtarabileceği inancının kaynağı da burada yatıyor tam, o varlığın kendi kendine yetisinin zayıflaması diğerini ortaya çıkarıyor. ama bir işlevsellik var sürekli rahatsız eden, yalnızca betimlemeye çalışan cümlelerde değil bütünsel olarak ruh halinde. günün erekselliğini bir başkası üzerinden aşmaya çalışıyorsun zira, fakat diğer yandan da diğeri olması halini sorguluyorsun, bu yetersizlik hissi kaldırılamayacak kadar fazla sıradan geliyor. biliyorsun o yolun voltaya zorlayan yapısını ve düşmek istemiyorsun oraya hali hazırda gelgitliyken varlığınla. bu yüzden bu kadar ağlak aslında birçok şarkı sözü; hareket etme güdüsünün insanı paralize edip olduğu yere çakma hali, diğerinin bilinmezliği ve tüm bunlarla beraber olduğu kadar bunlara rağmen insanı hala baskılayan o itki. öyle ki, bir noktadan sonra, karşılık anlamı katan ekli sözcükler tek bir açıdan değer kazanmaya başlıyor çünkü meselenin hiçbir zaman için bir diğeri olmamış olduğu anlaşılıyor. tam da bu yüzden bir the smiths şarkısını birkaç imaj ile değil doğrudan günün içerisinde dinleme hali çoğu zaman bir diğeri ihtimalinden daha etkili olabiliyor; diğerinin işlevselliğine katlanamayan hareket etme güdüsü ve nihayetinde çakılıp kalınan bir eksiklik hissi. oysa en başından tüm süreci başlatan zaten bu değil miydi? kişiye günün yetersizliği, kişinin kendi yetersizliği, kişi için diğeri yetersizliği, kişi için bir başkasının var olması halinde gün içinde beliren varlık yetersizliği... günün döngüselliğinin yalnızca kulağa hoş gelen bir niteleme ifadesinden daha ötede olduğunu farketme anı, bir başka yetersizliği de sunuyor ama daha önemli olan, diğerinin aslında kişinin yetersizlik hissini değiştiremiyor oluşu. bilinmezin çekiciliği, diğerinin var olma haliyle gitmese belki ama, o zaman da yetersizliğe bağlılık olmuyor mu bu? bir diğerinin varlığı o zaman neden bu kadar meşgul edici?