2 Temmuz 2016 Cumartesi

lilac wine*

kapı açılıyor ve ismi söyleniyor. son günlerde en sık karşılaştığı kalıp hareketlilik bu: bir kapı ve ismini telaffuz eden bir şahsiyet. adeta bir distopya, sıraya dizilip zıplamaya çalışan diğerlerinin de katılımıyla. heyecanlanması gerektiğini düşünüyor çevreye baktıkça. oysa sadece yokluğunu hissettiği belli varlıklara dair yetersizliğini seziyor. sanki yekten bir yabancılaşma yaşıyor gibi kendisini bile bir diğeri olarak gördükçe. cümleleri birbirlerine bağlayamadıkça hayıflanıyor, aradığı bir kelimeyi bulamamış da noktalama işaretlerine takılmışcasına anlamsız ve ayrık şeyleri not alıyor zihnine. bir isim dönüyor sürekli gözlerinin tam önünde ama isim vücut bulmuyor. hikayeler dahi yetersiz kalıyor, tanrım her şey yetersizliğinde eriyor. kapılar açıldıkça söylenen kendi kodunu tekrarlıyor, büyükçe ve tek gözlü bir çantada yitip gitme ihtimali olan anahtarı arıyormuşçasına ama kendi içinde bir şeyler bulması gerekiyormuş gibi. kapılar kapandıktan sonra bazı şeylerin nihayete erebiliyor olması şaşırtıyor, tıpkı kapı eşiğinde kendisine seslenen insanları eskisi gibi göremiyor olduğuna şaştığı gibi. ah bir anlam niye ikiye bölünemiyor? her şeyin düğümleneceği yer burası mıydı yani, o kadar zaman dalgasını geçtikten sonra? yanıtlanması için soramadığı soruları ortaya attıkça özü olan bir şeyler söylüyor olduğu yanılgısına kapılması, kapıları artık bir aşama gibi görmüyor oluşuyla ilgili geliyor. yanılıyor, farkında ama yanılmak istediği kapılar eşiğinde isminin söylendiği kapılar değil; yılların getirdiği birikimin haftaların çözemediği çarpık doğrulara oranla çaresizliği? lüzumsuzca afili laflar mı acaba bunlar diye düşünüyor, dile değip çıkmayan ağda dijital yazımın kodları adeta. melodilerin verdiği cesaret ne kadar boşsa öyle bazen duyguların basımı benliğine, çünkü cümleler birbirini takip edemiyor ve her diyalog esasen bir monologu tamamlıyor. ya da tersi. ses varken isim yoktu, ses yokken isim oluştu. isim hala var ama ses yok. kime oranla oradaysa, hesap tersten kuruluyor. o kelime gelmiyor, ses belirmiyor ve her ihtimal yavaş yavaş yerin dibine doğru itiliyor. ihtimaller üzerinde yükselmek değil bu, burnu kaparcasına kapanan kapılar. eşikteki insanlar boşuna mı sesleniyordu yani son günlerde? belirsiz. ama bir şey çıkmalıysa bu sayıklamadan, anlamın bölünmeden önce bütünlenmesi gerektiği herhalde. zor, ne kadar?

*jeff buckley net ve çok sert. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder