13 Ağustos 2016 Cumartesi

so why so sad*

duyulan geçmiş zamanla başlıyordu anlatılar ve bu yüzden sıkıcıydılar. içkin bir sızı sürekli sesleniyordu cümlelerde, ki kim, niye katlanır böylesi bir tekrara, söyler misiniz? filmlerin, şarkıların, kitapların bir yer gelip de bittiği gibi günlerin birleşemiyor olması, ortaklığı neden sınırlı yapsındı? duvarda afişi asılı duran, ismi her duyulduğunda "ahhah!!" isabet sesinin dengine gelen bir gülümsemeyi yüze yerleştiren o itki neden ortaklıkta bir süreklilik arıyor ki zaten? zamana ve döneme göre izdüşümler yaratırken tüm anları, ve onların hepsi kendince biricikken nereden ileri geliyor o süreklilik ve tekrar arayışı? esası teşhis edilemeyen bir şikayettir belki bu yüzden *döngü*ye dair olanlar: döngünün bizatihi kendisinden değil, refleks olarak bunu isteyen benliğe yöneltilen. bir zamanlar sürekli kulaklarda dönen bir melodiye bir zaman sonra denk gelince tıpkı o yoğunlaşıldığı anlara dönmek gibi bir anlamda aslında beni kıvrandıran: ne hoş neşe ki oradaydık! niye takılınılıyor artık'a, neden izlerin ötesinde tabelalar, en ile güçlendirilmiş sıfatlar isteniyor? tutmak, tutulmak değil de dokunmak değil miydi ki tüm mesele, dokunup geçmek ve hareketi bu durgunlukta yaşamak, harekette durgunluğu değil?

meğer hep bunu söylüyormuş manics de: neden geliyor bunca hüzün, yaşıyor ve seviyoruz. ve izler baki, somut bilinenlere gerek olmasa da. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder